Gezi Notları

Barcelona: Öncülerin, isyancıların, gerçeküstücülerin kenti…

Gaudi büyüleyici, `paella’ ve `cava’ şahane!…
Barcelona; İspanya’nın başkenti Madrit’e meydan okuyan Katalanların, Real Madrit taraftarı olan faşist diktatör Franko’ya statlarda kafa tutan “başkaldırının takımı” Barca’nın, öncü sanatçıların, kaşiflerin kenti. Dahi mimar Gaudi‘nin kentin çeşitli yerlerindeki fantastik yapıtları geleneksel mimari yaklaşımlara meydan okuyor. Modern sanatın kurucuları Picasso‘nun, Dali’nin, Miro‘nun gerçeküstücü resimleri geleneksel olanı altüst ediyor, genelgeçer “gerçek” algısını yerle bir ediyor. Amerika keşif gezisini bu kentten başlatan Kristof Kolomb, limandaki heykelinde `uzaklara” bakıyor…
Barcelona çok zengin bir tarihsel ve kültürel mirasa sahip. Ancak bu görkemli mirasıyla böbürlenen, burnu büyük bir kent değil. Ziyaretçilerine tepeden bakan -Paris gibi- aristokrat bir kent hiç değil; yabancıları hemen içine kabul eden sıcakkanlı bir Akdeniz kenti.
Barcelona, Gaudi’nin damgasını taşıyor. Dahi mimar, kentin dört bir yanında yer alan fantastik yapıtlarıyla masallara yaraşan renkli dünyasını yansıtıyor. Dik duvarları, dümdüz kolonları, diktörtgenleri sevmeyen Gaudi; karmaşık, rengarenk, çok çeşitli malzemelerle süslediği yapıtlarında şaşırtıcı, sürprizlerle dolu yaratıcılığını sergiliyor. Gaudi’ye mezuniyet diplomasını veren okul müdürü Elies Rogent, `Bir dahiye mi, bir deliye mi diploma verdiğimi kestiremiyorum” demiş. “Hocası”nın bu sözleriyle altını çizdiği tartışmalar günümüzde de sürüyor. Gaudi’nin ünlü Sagra de la Familia (Kutsal Aile) Kilisesi’ni dünyanın en görkemli binaları arasında sayanlar da var; George Orwell gibi “dünyanın en çirkin binası” olarak görüp savaşta yıkılmadığına hayıflananlar da. Ancak, Gaudi’nin yapıtları “dahi”liğine burun kıvıranlara inat zamana meydan okuyor ve apartmanlar arasında sıkışmış çağımız insanını “daha başka, daha güzel, daha renkli” bir dünyaya götürüyor.
Gaudi’nin yapıtlarının başında Sagra de la Familia Kilisesi geliyor. Barselona’nın sembolü olan bu kilisenin yapımına 1882 yılında Villar tarafından başlanmış. Villar’ın gözden düşmesi üzerine 1883 yılında Antoni Gaudi (1852-1926) görevlendirilmiş. Ancak, Gaudi de bu kiliseyi tamamlayamamış. Gaudi, Sagrade la Familia Kilisesinin sadece ön cephesini yapabilmiş. Yapının inşaatına bugün de devam ediliyor. Gaudi’nin bir arkadaşı için yaptığı ünlü park Guell, bombeli balkonları, deniz dalgaları gibi balkon demirleri olan, bacaları heykeller gibi gökyüzüne yükselen apartmanları ile sokak lambaları ve diğer çeşitli yapıtları da Barcelona’nın en çok ilgi gören turistik değerleri arasında yer alıyor.
Sadece mimarlık tarihi açısından değil, resim tarihi açısından da Barcelona önemli bir sanat durağı. Picasso müzesinin görülmediği bir Barcelona gezisi eksik kalmış olur. Picasso 1985-1900 ve 1901-1904 yılları arasında Barselona’da yaşamış, “mavi dönemim” dediği ürünlerini burada yaratmış. Picasso’nun erken dönem yapıtlarının toplandığı müze 1962 yılında oluşturulmaya başlanmış. 1981 yılında eşinin Picasso’nun yaptığı seramik çalışmalarını bağışlamasıyla daha da zenginleşmiş.
Barcelona’nın  “bugün”ünü görmek için öncelikle ünlü Las Ramblas caddesi üzerinde bir tur atmak gerekiyor. Ünlü İspanyol yazar Lorca’nın “Dünyada sonu olmasın dediğim tek cadde” dediği cadde üzerinde sıralanmış kafelerde dev kadehlerde içinde taze meyveler bulunan sangrila adlı şarap ya da şampanyalı içkilerinizi yudumlarken; canlı heykelleri, sokak sanatçılarını seyredebilirsiniz. Yol boyunca bir köşede şeytanla yolunuz çakışabilir, bir başka köşede Che Guevara’yla selamlaşabilirsiniz, ya da Humphrey Bogart’la. Geceleri konserler veren sanatçıları da unutmamalı.
Las Ramblas’tan limana doğru yürürken sağa saparsanız denizcilik müzesinde birbirinden ilginç kano, kayık, tekne, harita ve fotoğrafları görmeniz olanaklı. İnebahtı baskınıyla Osmanlı donanmasını yokeden Haçlı donanmasının amiral gemisini de bu müzede görebilirsiniz. Sağa sapmayıp dümdüz ilerlerseniz karşınıza çok yüksek bir kaide üzerinde yer alan yüzünü Akdeniz’e dönmüş Kristof Kolomb heykeli çıkar. Eğer Barcelona’ya Kolomb gibi yüksekten bakmak isterseniz, kaidenin içinde yer alan asansörle yukarı çıkıp kenti tepelerden seyredebilirsiniz.
Limana gittiğinizde Avrupa’nın en büyük akvaryumu olan L’Aquasium’u görmeden geçmeyin. Akvaryum içerisindeki tünellerde başınızın üzerinden geçen köpek balıklarını, ahtapotları, deniz yılanlarını, rengarenk balıkları, bitki-hayvan arası çok şaşırtıcı canlılar olan deniz atlarını görebilirsiniz. Çıkışta da bir köpek balığının dişleri arasında anı fotoğrafı çektirebilirsiniz.
Paella, cava, tapas
Barcelona’da yeme-içme deyince üç sözcüğü unutmayın: Paella, cava, tapas. Las Ramblas caddesi üzerindeki sebze, meyve, balık pazarı rengarenk bir Barcelona görüntüsü olarak belleklere kazınıyor. Tezgahlarda çeşit çeşit balıklar, dev karidesler, ahtapotlar, kerevitler, meyveler. Tezgahların arkasında satış yapan kadınlar. Ve bu renkli sokakta yemek yiyebileceğiniz tapas restoranlar. Bu restoranlarda masaya önce üzerine taze domates ezmesi sürülmüş ekmekler geliyor. Arkasından küçük tabaklarda seçtiğiniz diğer deniz ürünleri, mezeler ya da ünlü deniz ürünleri pilavı “paella”.
Katalanların ünlü köpüklü şarabı “cava” da unutulmamalı. Las Ramblas caddesi üzerinde bir kafede Lorca’yı anıp bir kadeh cava içmeden Barcelona’ya “Adios” demeyin…

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993’ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı “Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı”, ikinci ve üçüncü baskıları “Yargılı İnfazlar” adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın