Gezi Notları

Berlin’de karnaval, Leipzig’de Bach

 

Dünyanın önde gelen turizm kentleri artık doğal güzelliklerini ve kültürel/tarihsel varlıklarını festivaller, karnavallarla şenlendirerek turistlere açıyor. Bir haftalık bir Almanya gezisinde Berlin ve Leipzig duraklarında kültür, sanat ve müzik dolu günler yaşayabilirsiniz. Berlin’de kültür karnavalında sokaklarda müzik dinleyip dans ettikten sonra Leipzig’da Bach Festivali’nde dünyanın her yerinden gelen tutkunlarıyla birlikte Bach dinlemek ayrıcalıklı bir deneyim. Bitmedi; Leipzig’de Goethe’nin kahve içip, yemek yediği mekanlarda oturup yüzyıllar öncesine uzanan hayallere de dalabilirsiniz…

Berlin’de Haziran ayı başında yapılan kültür karnavalı müzik dolu, neşeli, eğlenceli günler yaşatıyor. Türklerin yoğun olduğu Kreuzberg’de gerçekleştirilen karnavalın açılış yürüyüşü rengarenk, çok sesli, çok kültürlü bir müzik şöleni. Onbinlerce kişi sokaklarda, sambacılar dansediyor; birçok şarkıcı, müzisyen sahnelerde, sokaklarda, kaldırımlarda, her yerde müzik yapıyor. Terör saldırısı kaygısı nedeniyle karnaval alanına giden tüm caddeler, sokaklar trafiğe kapatılmış, girişlere bariyerler konulmuş. Karnaval alanında birçok yere sahneler kurulmuş, girişler ücretsiz. Sosisli sandviçinizi yiyip, Brezilya kökenli bir kokteyl olan Caipirinha’nızı içerek sokaklarda dolaşmak ve müzik dinlemek çok keyifli. Karnaval alanında geri dönüşüme verilen önem gözden kaçmıyor. Plastik su şişeleri için 50 cent ya da 1 Euro depozito ücreti ödüyorsunuz, şişeyi geri götürdüğünüzde bu parayı alıyorsunuz. Tuvaletlerde geri dönüştürülmüş ürünlerden elde edilen tuvalet kağıtları kullanılıyor. Bu vesileyle; çok katlı, yumuşak tuvalet kağıdı talebinin her yıl binlerce ağacın tuvalet kağıdı olması anlamına geldiğini anımsatalım.

Berlin’e gitmişken mutlaka Berlin Filarmoni’de bir konser izleyeceğim, derseniz işiniz kolay değil, çok önceden bilet almanız gerekiyor, üstelik bilet fiyatları da son derece yüksek. Berlin’de turistler için mutlaka görülmesi gereken bir çok adres var. Brandenburg kapısı Berlin’ina sembollerinden, hemen kuzeyinde Reichstag bulunuyor. Soğuk Savaş boyunca, Reichstag Batı Berlin’de, Brandenburger Kapısı Doğu Berlin’de kalmış.

Bergama Müzesi tadilatta

Müzeler adası çok etkileyici, görkemli. Müzeleri değil, sokakları gezmekten yana turistler olsanız bile kesinlikle bu bölgeyi atlamayın. Mitte ilçesinden geçen Spree Nehri’nin üzerinde bulunan küçük bir adanın kuzeyindeki 1 kilometrekarelik alana yayılan müzeler adası 1999’dan beri UNESCO’nun dünya mirasları listesinde. Bir nehir turu yaparak görkemli müze binalarını görmek de keyifli bir deneyim. Maalesef bu adada yer alan Bergama Müzesi, tadilat nedeniyle 2019’a kadar kapalı. Gerçi, bu ziyaret Türkiye’den gelen turistler için biraz hüzünlü olmalı. Ne de olsa, bu müzede Türkiye’den götürülmüş birçok eser var. 1990’lı yıllarda da dönemin Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın, Pergamon Sunağı’nın Bergama’ya dönmesi için bir kampanya yürütmüştü. “Zeus Altarı’nın yaşadığı  sürgünün bitmesi” gerektiğini söyleyen Taşkın, eserin ülkeye iadesi için binlerce imza toplamıştı. Hatta Berlin’de müze önünde gösteriler yapıldı, ancak bugüne kadar sonuç alınamadı.

Duvar parçaları satılık!

Almanya seyahatleri yakın tarihe yolculuktur, bu nedenle biraz da hüzünlüdür. Her adımda insanlığın büyük acılarının, dünya savaşlarının, Nazi faşizminin, büyük zulümlerin, bölünmüşlüğün izlerine, belgelerine rastlarsınız. Berlin bir zamanlar duvarla ikiye ayrılmış bir kent. Bugün duvar yok, ama izleri her yerde. Berlin duvarının yıkılmış olması artık kapitalizmin bir tür propaganda aracına dönüştürülmüş. Bölünmüş ülkenin geçiş noktası olan Check Point Charlie turistlerin mutlaka uğradığı bir adres. Her gün burayı ziyaret eden binlerce turistin çektiği tüm fotoğraf karelerine giren Mc Donalds’ın simgesel anlamı görmezden gelinecek gibi değil. Duvar artık müzelik, kalıntıları da satılık! Çevredeki mağazalarda Berlin duvarından orijinal taşlar sergileniyor. Büyüklüklerine göre 4.95 Euro ile 149.95 Euro arasında satılıyor.

Turistlerin karşısına her adımda tarihin bir başka döneminin izleri çıkıyor. 3.5 metrelik dev Marks ve Engels heykeli de kentin tarihinin bir başka dönemine işaret ediyor. Turistlerin uğrak mekanı Alexenderplatz meydanı, Dom kilisesi ve Berlin belediyesi arasında kalan Marx ve Engels anıtı kent merkezinin dışına taşınmak istenmiş. Ancak 2010’da metro çalışmaları yüzünden yerinden sökülüp yüz metre ileriye taşınan anıtın bir kez daha yerinden sökülerek kent dışına çıkarılmak istenmesi büyük tepki çekmiş ve heykeller yerinde kalmış.

 

Ihlamurlar altında Bach

Berlin’den Leipzig’e trenle 1 saat 15 dakika ulaşabiliyorsunuz. İndiğiniz tren garı Hauptbahnof, kentte görülmesi gereken önemli mimari yapılardan, Avrupa’nın en büyük tren garı. İçinde mağazalar, restoranlar, kafeler var. Leipzig bir üniversite kenti, Saksonya eyaletinin en büyük yerleşim merkezi, nüfusu 500 bini aşıyor. Kentin adı “Ihlamur ağaçlarının bulunduğu yer” anlamına geliyor. Adı müzikle özdeşleşmiş. Johann Sebastian Bach ömrünün son 27 yılını burada geçirmiş, Schumann burada yaşamış, Richard Wagner burada doğmuş, Mendelssohn burada yaşamış. Katolik kilisesine karşı reform hareketi Martin Luther’in burada, St. Thomas kilisesinde verdiği vaazlarla başlamış.

Kentin tarihi bölgesi Markt ve Altes Rathaus, Bach’ın ölümüne kadar kantorluk yaptığı St. Thomas ve diğer önemli kilise St.Nicholas, kente tepeden bakabileceğiniz Leipzig Üniversitesi Kulesi, Güzel Sanatlar Müzesi atlanmaması gereken adreslerden. 1685-1750 yılları arasında yaşayan büyük besteci Bach’ın her yerde izi var. Bach’ın kemiklerinin olduğu ve korosunu çalıştırdığı St. Thomas Kilisesi önünde bir heykeli de var. Bach’ın ölümünden sonra mezarı uzun süre Johannis Kilisesi’ndeymiş, ancak bu kilisenin 1943 yılında bombalanmasından sonra Bach’ın kemikleri 1950’de St.Thomas Kilisesi’ne taşınmış. Kilisenin hemen karşısında da Bach Müzesi yer alıyor. Her yıl Haziran ayında Bach Festivali’nde bu kilisede ve birçok mekanda konserler veriliyor. St. Thomas Kilisesi’nde Bach dinlemek, büyüleyici bir deneyim. Dünyanın birçok yerinden Bach tutkunları bu festivale akıyor. Türkiye’den de turlar düzenleniyor, THY Leipzig ofisi de birkaç yıldır festivalin ulaşım sporsonluğunu üstleniyor. Festivalin bu yılki teması Martin Luther’in 95 tezini bundan 500 yıl önce duyurmasına atıfla “Müzik ve reformasyon”du, festival programı da “500 dakika Bach” başlığıyla oluşturulmuştu. Bach’ın dinsel vokal eserlerinin yanı sıra, pek çok çalgı eseri de festival programı kapsamında tarihsel mekanlarda seslendirildi. Bach sadece konser salonlarında, meydanlarda, kiliselerde değil, her yerde. Sokak müzisyenleri de her köşe başında Bach ezgileri çalıyor. Flütle, kemanla, saksafonla…

Leipzig’de gidip de dünyanın ilk kahve dükkanı Caffe Baum’da bir kahve içmeden dönmek olmaz. Burası aynı zamanda bir kahve müzesi. 1500’lerden kalma dükkanda kahve fincanları, kahve setleri, oyunları, fotoğraflar turistleri yüzyıllar öncesine götürüyor. Burada bir zamanlar Lessing, Schumann, Goethe ve Lizst’e servis yapılmış. Zengin mönüsünden kahve ve bir kek seçip oturmak Leipzg’e yolu düşen turistlerin ihmal etmemesi gereken bir ritüel. Elbette, zengin mönüden yemek de seçebilirsiniz. Leipzig gastronomi açısından bol seçenekler sunan bir kent, Panorama kulesinde kente tepeden bakıp, manzaralı restoranında yemek yiyebilirsiniz, ya da şık bir Sushi restoranını tercih edebilirsiniz. Tipik bir Alman yemeği isterseniz, mutlaka Gasthaus&Gosebrauerei’ye gidin. Alman biraları ile Sakson mutfagından değişik tadları deneyebilirsiniz. Üstelik, fiyatlar da ucuz.

Goethe’ye selam

Leipzig sadece müzik değil, aynı zamanda bir edebiyat kenti. Alman edebiyatçı ve şair Goethe üniversiteyi, “Küçük Paris” diye adlandırdığı Leipzig’de okumuş. Goethe’nin başyapıtı Faust edebiyatın klasiklerinden. Bir efsane kahramanı olan Faust; edebiyattan resme kadar, çeşitli sanat dallarında ölümsüzleştirilmiş. Simyacı, doktor Faust güç ve bilgelik karşılığında ruhunu Mephisto’ya -yani şeytana- satar. Faust efsanesini konu alan birçok eser vardır. Goethe kitabın sonunda Faust’un şeytana yenilmesine izin vermez, ölümsüzlüğe kavuşturur. Goethe’nin Faust’u ilk kez 1859′da Paris’te sahneye konulmuş. Ünlü Fransız bestecisi Charles Gounod, Goethe’nin bu eserinden konu alarak bir “Faust” operası bestelemiş. Lizst’in “Faust Senfonisi”, Wagner’in “Faust Uvertürü” var. Ressam Rembrandt da Faust konusu üzerine tablolar yapan ressamların başında geliyor.

Leipzig’de Goethe’nin uğrak yeri olan kentin en eski restoranlarından Auerbachs Keller’e mutlaka uğrayın. Şık ve gösterişli bir alışveriş pasajı olan MadlerPassage’da bulunan restorana yemek yemeseniz de kapıdan bir göz atabilirsiniz. Zaten kapısında yüzlerce turist oluyor. Goethe 1765-1768 yılları arasında  Lepzig’da yaşadığı dönemlerde bu restoranın müdavimlerindenmiş. Batı edebiyatı klasiklerinden Faust’un bu restoranın masalarında yazıldığı söyleniyor. Restoranın duvarlarında Faust’tan sahneler yer alıyor. Bu şık restoranın girişinde Faust’tan sahnelerin yer aldığı bir heykel var. Bu heykelin önü fotoğraf çektiren turistlerle dolu. Heykelin ayağına dokunmanın da uğur getireceğine inanılıyormuş. O nedenle onbinlerce turistin sürekli dokunduğu bronz heykelin sol ayağının rengi açılmış! Pasajda restoranın yanı sıra bir de Mephisto Cafe var.

Nazım Hikmet’in Mephisto ile pazarlığı

Büyük şair Nazım Hikmet’in de yolu buralara düşmüş. Leipzigli kadınlardan söz ettiği dizeler şairin yaşlılık hüznünü anlatıyor. “Leipzigli kızların bacakları gayetle güzel/ etekleri de gayetle kısa/ ömrümün bu kadar gerilerde kaldığını görmezdim/ Leipzigli kızların bacakları böyle uzak olmasa.”

Nazım Hikmet’in Çekoslovakya’da 1956 yılında yazdığı Doktor Faust’un Evi şiiri ise memleket hasreti ile doludur. O da memleketine kavuşmak için ruhunu şeytana satmaya hazırdır:

“Kapıyı çalıyorum/ Bu evde ben de senet vereceğim şeytana,/ ben de kanımla imzaladım senedi./ Ne altın istiyorum ondan, / ne bilim, ne de gençlik./ Hasretlik canıma yetti, / pes!/ Beni İstanbul’uma götürsün bir saatlik…/ Çalıyorum kapıyı, çalıyorum./ Kapı açılmıyor, açılmıyor./ Neden?/ İstediğim olmaz iş mi Mefistofeles?? / Yoksa lime lime ruhum/ satın alınmağa değmez mi?”

 

______

Mesa ve Yaşam dergisinde yayımlandı.

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993'ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı "Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı", ikinci ve üçüncü baskıları "Yargılı İnfazlar" adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın