Röportajlar/Diziler

Ezidiler’in “acısına bakmak”!

Ölümden en uzağaÖlümden en uzağaÖlümden en uzağaÖlümden en uzağaEzidiler.jpegÖlümden en uzağa

Susan Sontag, Başkalarının Acısına Bakmak kitabında Savaş, iç deşer; savaş, bağırsakları boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş, organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir.” diyordu. Arkasından da soruyordu:

Savaşın ve dehşetin yüzünü sergileyen fotoğraflara bakmaya ne kadar dayanabilirsiniz? ”

Başkalarının acısı, başkalarının mağduriyeti, başkalarının savaşı “seyirlik” hikayelere dönüşürken, buna aracılık etmek ne zorlu bir iş. “Başkalarının Acısına Bakmak” ve bunu o acının uzağında olanlara “göstermek” gazetecilerin “işi”. Geçtiğimiz hafta sonu 24 saat boyunca biz de IŞİD katliamından kaçıp göç yollarına düşen ve Türkiye’ye sığınan Ezidiler’in acısına “baktık”. Utançla, acıyla, çaresizlikle…

Diyarbakır Yenişehir Belediyesi kol kanat germiş onlara. Ama birileri korku salmış yüreklerine. “Türkiye’de iç savaş çıkacak. IŞİD buralara gelecek, sizi kesecek” diye. “İnsan tacirlerinin eline düşersiniz” uyarılarına kulak asmadan bir kez daha yollara düşmüşler, “IŞİD’den en uzağa” Avrupa’ya gitmek için…

Kampı terkedip Edirne’ye gitme hayalleri kurdukları bir gün yanlarında olduk. Edirne’ye gitmelerine izin verilmiyordu, kızgın güneşin altında tarlalarda bekleşiyorlardı. “Katliam” görmüş, katliam yaşamış insanlarla ne konuşulur, onlara ne sorulur? Baktığımız bir kamera mesafesi kadar yakın görünen, ama aslında çok uzak o “korunaklı” yerden. İnsan başındaki şapkadan, gözündeki gözlükten utanıyor. Onların hikayelerine, acılarına seyirci bir “turist” gibi görünmek istemiyor. Gazeteci olarak kendinizi en çaresiz hissettiğiniz zamanlardan…

Ezidiler geceyi tarlalarda geçirdiler. TOMA’lar, Akrep’ler, jandarmalar yolu kesmiş bekliyor. Bir yandan iftarını açan taksi şoförü, öte yandan bize çevirmenlik yapıyordu. “Gazeteciler bize yardım edemezler mi?” diye soruyorlarmış. Bizim yardımımız ancak onların acısını başkalarına “göstermek” olabilir. Ezidi inancına göre, bir kişi kendisini çizdiği bir çember içine alırsa, bu çemberin içine çizen kişi dışında kimse giremez. Bir başkası etrafına bir çember çizerse, çizen kişi o çemberi silmediği sürece, çembere alınan kişi o çemberin içinden çıkamaz. Ezidiler kamplarda -hem gerçek, hem metaforik- çemberler içinde yokluklar, yoksunluklar, korkular, kabuslarla boğuşurken; seyircisi olmak dünyanın ayıbı, utancı…

Yurtlarından uzakta, acılı, korku içinde insanlar denklerin üzerinde uzun bir geceye hazırlanıyor. Çocuklar poz veriyorlar arkadaşımız Necati Savaş’a. Kadınlar, IŞİD’in olmadığı, namusumuzun lekelenmediği bir hayat istiyoruz” diyor. Ezidiler’in “Ya IŞİD buraya kadar gelirse…” korkusu, jandarmaları kızdırıyor: “Koskoca Türkiye cumhuriyeti devletinin sınırını, ordusunu, askerini aşıp buraya kadar gelecekler!…Olur mu öyle şey?”

Ezidiler’in Avrupa hayalleri gerçek olmadı. Kamplarına, korkularına döndüler yeniden. Biz de “korunaklı” hayatlarımıza. Kafamızda Susan Sontag’ın sorusu, yüreğimizde acı, dilimizde Murathan Mungan’ın dizeleri: “Ya dışındasındır çemberin/ Ya da içinde yer alacaksın..”

————————————–

Ezidiler

 

Ezidi kadınlar ağlıyor: “IŞID’den en uzağa gitmek istiyoruz”
“Ölümden uzağa gitmek istiyoruz”
“Bizi alacak iyi bir devlete gitmek istiyoruz”

 

DİYARBAKIR- IŞİD zulmünden kaçıp, Diyarbakır’da Yenişehir Belediyesi’nin kampından Edirne’ye, oradan da Avrupa’ya gitmek isteyen Ezidiler’e yol verilmiyor. Kampı terk eden Ezidiler, yatakları, denkleri, valizleriyle yol kenarında bekleşiyor. Ağlayarak konuşan kadınların sözleri ortak hayallerini özetliyor: “IŞİD’den en uzağa, ölümden uzağa gitmek istiyoruz. Avrupa’da bizi alacak iyi bir devlete gitmek istiyoruz. ”
Yenişehir Belediyesi’nin kampı “gayri resmi” bir kamp. Artık, Ezidiler için burada kalmak da zor, gitmek de zor. Kampta yaşayan 3 bin dolayındaki Ezidi “Avrupa” hayalleri kuruyor. Diğer kamplardaki Ezidiler de yollara düşmüş. Edirne’ye gidip orada toplu eylemler yapmayı planlıyorlar. Hedefleri Avrupa’nın dikkatini çekmek ve yeni bir ülkeye gitmek, özellikle de Bulgaristan’a gitmek istiyorlar.
“Bizi alacak bir ülke…”
Yenişehir’deki kampa girişimize izin verilmedi. Zaten kamptakilerin bir bölümü ayrılmış, Mardin karayolu üzerindeki Kara Köprü’nün iki yanında bekleşiyor. Jandarma yolları kesmiş. Bazıları önceki gece kamptan ayrılmış, Edirne’ye gitmeyi başarmış, bazıları ise yoldan çevrilmiş. Bir yetkili “Ellerindeki kimlikle sadece Diyarbakır’da şehir içinde dolaşabilirler. Edirne’ye gidemezler” diyor. Bir başkası “Toplu olarak Edirne’ye gidemezler, otobüs bileti alıp tek başlarına gidebilirler. Hiçbir mülteci grubunun toplu halde geçişine izin verilmez” diye araya giriyor.
Ezidiler saatlerdir güneşin altında bekliyorlar. Yatakları, denkleri, çantaları, valizleri yerlerde. Kürtçe bilmediğimizden bazı meslektaşlarımızın yardımıyla kendileriyle konuşuyoruz. Dehil Sılo isteklerini ve beklentilerini şöyle özetliyor:
“10 aydır bu çadırlardayız. Çocuklarımız okumuyor, hiçbir güvencemiz yok. Vatandaşlığımız yok. Hastaneye bile gidemiyoruz. Avrupa’ya gitmek, Ezidileri alacak bir ülkeye sığınmak istiyoruz. Biz kendi paramızla Edirne’ye gitmek istiyoruz, askerler izin vermiyor. Biz IŞİD’e yakın kalamayız. Şengal’e dönemeyiz, burada ölürüz daha iyi. Burada insanların psikolojisi bozuldu, 10 ayda 4 kişi intihar etti. Edirne’ye gittikten sonra Bulgaristan bizi alır. AB onlara para verecek.”
Sait Berces söze karışıyor: “IŞİD’den en uzağa gitmek istiyoruz. IŞİD’e sınırı olan bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Evimize de dönemeyiz, Arap komşularımız IŞİD’li olmuş artık. Onların yanına mı gideceğiz?”

Kadınlar: Türkiye güzel ama IŞİD’den çok uzağa
Erkekler jandarmayla, yetkililerle konuşurken; kadınlar ağaçların altında ağlıyor. Küçük çocuklar ellerinde “IŞİD vahşetinden kaçış” fotoğraflarıyla dolaşıyor. Hangi kadınla konuşmak istesek, önce gözyaşları geliyor. Geride bıraktıklarını, yaşadıkları zulmü anlatmaya kelimeler kifayetsiz. Gözyaşları da… Dilvan İbrahim genç bir kadın. “Neden gitmek istiyorsunuz? “ sorumuza şu yanıtı veriyor:
“Kimse burada bize bakmıyor. Türkiye güzel ama IŞİD’den daha uzak bir ülkeye gitmek istiyoruz, IŞİD’le sınırı olan bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Bizim kızlarımız IŞİD’in elinde.”
Cümlesini tamamlayamıyor, yeniden ağlamaya başlıyor. Beyaz başörtülü yaşlı bir kadın Sebiha Mıra, r “Biz namus ve şerefine bağlı insanlarız. IŞİD kızlarımızı götürdü. Biz güzel bir yere gitmek istiyoruz. Türkiye’den çıkmak istiyoruz. Bizi alacak iyi bir devlete gitmek istiyoruz” diyor. Saatlerdir güneşin altında beklemekten şikayetçi. Soluklanıyor, yine konuşuyor:
“Sürekli ölüm peşimizde. İyi bir ülkeye gitmek istiyoruz. Ölümün olmadığı bir yere gitmek istiyoruz.”
Genç bir kızla konuşmak istiyoruz, hemen yanındakiler uyarıyor. “O kalp hastası” diye.O, hep ağlıyor…
Kızgın güneş altında yüzlerce insan bekleşirken, yetkililer de Ankara’dan talimat bekliyor. Onlar Ezidilerin kampa geri dönmesini istiyor, ancak bu kez kamptan “Almıyoruz..” haberleri geldiği söyleniyor.
HDP’liler Ezidiler’in gitmesini engellemeye çalışmış, günlerdir “Gitmeyin, sefil olacaksınız” diye ikna etmeye çalışmışlar, sonuç alamamışlar.
Ezidiler IŞİD vahşetinden kaçıp canlarını kurtardılar, şimdi IŞİD’den daha da uzağa gitmek istiyorlar. Barbarlardan kaçarken, yaşlı Ezidi kadının dediği gibi “İyi bir devlet…” arıyorlar, umuyorlar…
Tarlalarda yollara düştüler
Kamptan ayrılan Ezidilerin toplu olarak otobüslerle gitmesine izin verilmeyince bazıları, tarlalardan, arka yollardan yürüyerek Edirne’ye ulaşacak yollar aramaya başladı. Ancak güvenlik görevlileri kendilerine izin verilmeyeceğini yineledi.

Ezidi Vekil Atalan, umut yolculuğunu yorumladı:
“Perişan olacaklar…”
Ezidi kökenli HDP Batman milletvekili Ali Atalan, “Ezidiler neden gitmek istiyorlar” sorumuza şu yanıtı veriyor:
“Bu insanlar Şengal soykırımından geldiler. Sağolsunlar bölge halkı ve belediyeler özveriyle misafirperverlik gösterdi. Şimdi Avrupa ülkelerinin kendilerini kabul edeceğini sananlar yollara düştü. Ben Almanya’da yaşamıştım. Alman Büyükelçiliği ile görüştüm yasalar belli. Vizesiz hiç kimse AB sınırlarına giremez. Bulgaristan dahil hiçbir devlet onları almaz. Buna rağmen birileri bu insanların kötü durumunu manipüle ederek onları kamptan çıkarıyor. Perişan olacaklar aç susuz kalacaklar. Ancak ikna olmuyorlar IŞİD’in onlara saldırabileceğini düşünüyorlar. Bu psikolojik birşey”
Atalan, BM’nin konuya müdahil olmasını istedi. Atalan’a göre çözüm için iki yol var.:
Birincisi Türkiye sınırları içindeki Ezidi köylerini yaşanabilecek hale getirilmesi. İkincisi de BM himayesinde belediyelerle birlikte geçici bir çözüm bulunması.

(28 Haziran 2015 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlandı)

 

———-

Diyarbakır’da geceyi tarlalarda geçiren Ezidiler, kampa döndü
Ezidiler’in Avrupa hayali 24 saat sürdü
Ezidiler isyan ediyor: ‘Suriyelilere her yere gitmek serbest, bize yasak’
Ezidi kadının büyük korkusu: Ya Kobani’den sonra buraya da gelirlerse…
Kamp sorumlusu Erkan Erenci:
‘Bu insanlar en az 5 yıl kalacak, devlet arazi tahsis etsin, evleri biz yaparız’

DİYARBAKIR – Ezidiler’in Edirne’de toplanıp dünyaya seslerini duyurduktan sonra Avrupa yolunu açma hayali 24 saat sürdü. Edirne’ye gitmelerine izin verilmeyen Ezidiler, geceyi Mardin yolu üzerindeki tarlalarda geçirdiler. İsyanları büyüktü: “Suriyelilerin her yere gitmesine izin var, bize yasak!” Kapıkule’ye ulaşanların geri gönderildiği haberleri gelince, büyük hayallerle terk ettikleri kampa dönmek zorunda kaldılar.
Ezidiler’in bir bölümü Avrupa hayallerinin ilk durağı olan Edirne’ye ulaşmayı başardı, bir bölümü ise yola bile çıkamadı. Yenişehir Belediyesi’nin Diyarbakır-Mardin karayolu üzerindeki kampından önceki gün ayrılan Ezidiler, Edirne’ye gitmelerine izin verilmeyince gün boyu tarlalarda bekleştiler. Bazıları buğday tarlaları arasında uzun yürüyüşlerle, farklı yollar bulup otobüslere ulaşmayı denedi, ama onlar da başaramadı. Edirne yoluna çıkmayı başaramayan Ezidiler, kampa geri dönmeyi de kabul etmediler ve geceyi tarlalarda geçirdiler. Yerlere naylonlar serildi, denkler açıldı. Tarlalarda gündüz 35-38 derecelik kızgın güneş, gece sivrisinekler ve sabaha karşı ayazla mücadele ederek “protesto” eylemi yaptılar.
“Kobani’den sonra buraya da gelirlerse…”
Güneş battıktan sonra ilk saatlerde kararlı ve umutluydular. Neden, Edirne’ye gitmelerine izin verilmediğini anlayamıyorlardı. Şeref Haliki, “Suriyeliler her yere gidiyor. Bize niye yasak? Biz mülteciyiz, bize müsade etsinler” diye isyan ediyordu. Gençler, “Ya Edirne’ye gideceğiz, ya burada öleceğiz. Ya ölüm, ya Bulgaristan” sözleriyle kararlılık mesajı veriyordu.
Belediyenin güç koşullarda tüm olanaklarını seferber ettiğini vurgulayan HDP’liler, kamptan ayrılmak isteyen Ezidiler’e kırgındı. Ezidiler ise, “Kamptan şikayetimiz yok. Ama çocuklarımız küçük, yeni bir hayat istiyoruz. Kadınlarımızı sattılar, çocuklarımızı kestiler. Şimdi yine çok yakınımızdalar, o korkuyu hep hissediyoruz. Avrupa’ya, uzağa gitmek istiyoruz” diye kendilerini savunuyordu. Hüseyin Aldihi, “Biz iki türlü öldürülüyoruz. Hem Ezidi olduğumuz için, hem Kürt olduğumuz için” derken, yaşlı bir adam “Bir kadını bir paket sigaraya sattılar, kadınlar IŞİD’in elinde” diyordu acı içinde. TOMA’lar, Akrep’ler, jandarmalar yolu kesmiş beklerken; Sait Berces yine de umudunu kaybetmemiş görünüyordu: “Amacımız sınıra ulaşıp sesimizi dünyaya duyurup Avrupa’ya geçmek. Kadınları, çocukları kurtardıktan sonra, biz Şengal’e dönmeye hazırız.”
Kadınlar bir yandan çocuklarını avutmaya çalışıyor, öte yandan uzun ve zor bir geceye hazırlanıyordu. Garibe Smoki, birkaç cümleyle özetleyiverdi bundan sonra hayattan beklediklerini:
“Korkudan buraya geldik. Kobani’den sonra, buraya bize de gelirler, baskın verirler…Yol versinler gidelim. Biz onurlu bir hayat istiyoruz. Namusumuzu kaybetmeyelim, burada aç susuz yatarız. Güvenin olduğu, Arapların, IŞİD’in olmadığı, namusumuzun lekelenmediği bir hayat istiyoruz.”
Ezidiler’in “Ya IŞİD buraya kadar gelirse…” korkusu, jandarmaları kızdırıyor: “Koskoca Türkiye cumhuriyeti devletinin sınırını, ordusunu, askerini aşıp buraya kadar gelecekler!…Olur mu öyle şey?”
Kamp sorumlusu Erkan Erenci: Devlet arazi tahsis etsin
Gece yarısından sonra Edirne’ye ulaşmayı başaran Ezidiler’in geri gönderildiği haberleri gelince, Avrupa hayalleri yavaş yavaş söndü. Kampa dönmeye ikna edilen Ezidiler, sabah saatlerinde belediyenin gönderdiği otobüslerle kampa geri döndü. Yenişehir Belediyesi kampının sorumlusu, HDP’li belediye meclis üyesi Erkan Erenci, “Avrupa almayacak, bu nettir. Avrupa’dan, BM’den ayda bir heyet geliyor. Avrupa zaten bir ekonomik kriz yaşıyor. Akdeniz’de bir haftada 1500 insan denizin dibini boyladı. Bunları onlara anlatık hep, ama dinlemediler” diyor. Belediyenin, HDP’lilerin kırgın olduğu, ayrılanları kampa bir daha almayacakları söyleniyordu önceki gün. Bu söylentileri anımsattığımızda “Öyle şey olmaz. Ama bir yıldan beridir emek var, bu kadar emek verdik, bunun karşılığında bize hakaret edercesine gittiler, diyorlar. Bir kırgınlık oluyor ister istemez. İnsanlar felaketten kaçmış, çocukların aileleri katledilmiş cenazelerin altında kalmışlar. Bunları anlamak lazım” diyor. Erenci, “Ne yapılmalı” sorusuna da şu yanıtı veriyor:
“Bu insanlar dönmeyecekler ülkelerine. Uzun süre kalacaklar, en az 5 yıl kalırlar. Orada yaşadıkları acılar büyük. Burada devlet bize bir arazi tahsis eder, üzerine yapıyı biz yaparız. Seracılık yaparlar. Diyarbakır, Mardin olur, başka yerler olur arazi tahsis etsinler. Önemli olan bu insanlara yaşam olanağı sağlamak. Ama bu bizim gücümüzü aşıyor. 10 bin dönüm arazi gerekiyor. Arazi elimizde olursa kampanya yapılır, her bir işadamı bir ev yapar, herkes bir tuğla koyar. Belediye olarak altyapısını biz yaparız. Tuğlasını işadamı, esnafı yapabilir.”

 

(29 Haziran 2015 tarihinde Cumhuriyet’te yayımlandı.)

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993’ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı “Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı”, ikinci ve üçüncü baskıları “Yargılı İnfazlar” adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın

Yorumlar (2)

  1. Türeyciğim ellerine sağlık. Durumu ve yaşanan acıyı bu kadar az ve öz sözcükle anlama ve kavramamızı sağladığın için sağol… Ne başkalarının acılarına ne de kendi acılarımıza yanalım, bu kadim toprakların gördüğü son acılar olsun desem, tutar mı dileğim. Tavus kuşu dileğimin tutmasına yardım eder mi, ona inananlar da bizler de belki gülümseyebiliriz…