Okurken/Kitap Yazıları

Karanlık kuşatmada “Kalbin iklimini korumak”

Söz Çalan Karanlık ve Mutluluk Konservesi

Hayatımızı kuşatan baskı, karanlık ve umutsuzluk iklimi edebiyata da yansıyor. Yasemin Yazıcı Sözçalan Karanlık’ta karanlık bir dünyadan, karanlık öyküler anlatıyor. Son öyküde yazar kahraman muktedirlere meydan okurken “Kalbimin iklimini korudum” diyor. Belki de,  bütün marifet burada…

Sözçalan Karanlık’ta yokluğun, yoksulluğun kuşatması var, tek tip giyinmiş adamların yarattığı korku var, erkek şiddeti, delilik, cinnet, karabasan var. Özetle, kopkoyu, derin bir karanlık hakim öykülere. Dünyadan dört duvar arasına saklanan, kuytularda cinnetini büyüten, diplerde boğulan, intihara zorlanan, ölen, öldüren karakterler güçlü bir görsel anlatımla okuyucuya ulaşıyor, belleğinde iz bırakıyor. Kahramanların hep uçurumların kıyısında dolandığı o karanlık atmosfer ve umutsuzluk ikliminde  son hikayeye yazar da dahil  oluyor. Kahramanları arasına karışarak, doğrudan söz alıyor. Kitaba adını veren Sözçalan Karanlık öyküsü, yazar kahramanın bir tür yazarlık manifestosu gibi. “Yeryüzünün tüm Tek Adam’larına” yazılmış, “üstlerine alınmaları” için! Yazanı gücüyle kuşatmak, ürkütmek, sindirmek ve sözcüklerini çalmak isteyen muktedirlere sesleniyor:

“Korkun efendin; bense sözcüklerimle senin rahatını kaçıran bir hayaletim. Şimdi sözcüklerimi çalmak istiyorsun. Boş bir anımda bunu yapabileceğine inandığın için buradasın. (…) Sen korkuyu kullanarak, insanın ruhunu avlamayı öğrendin; içinde hapsolduğun cehennemi yoksamak için dehşete tapıyorsun. O yoğun karanlığınla üzerime çöküp, beni ürperterek senin için sakıncalı sözcüklerimi, boyun eğip sana uzatmamı bekliyorsun.”

“Sözcük tetikçi”lerine karşı, gerçeğin, hayatın, umudun tarafında olanlar teslim olmuyor. Sözcüklerine sahip çıkıyor. Çünkü “Sözcükler çalınamaz”, “Söz iletken fısıltılara dönüşür, insanların ortak cesareti olur, sözcükler tuşlarla harflerini dizip, düşüncelerin gücüne  erişir.” 

Yasemin Yazıcı son öyküde bir yerde “Öfkelerimi tek tek ayıkladım üzüntülerimden…gcceler….günler… yıllar boyunca ayıkladım…Kalbimin iklimini korudum. “ diyor. Kitapta en çok bu son cümle bana dokundu. Kalbimizin iklimini korumak! Sözcüklerle, fısıltılarla, hıçkırıklarla, haykırışlarla, gülümseyişlerle, kahkahalarla…Ne zorlu bir mücadele!

Mutluluktan söz etmenin anlamı, anlamsızlığı…

Yasemin Yazıcı’nın karanlıktan söz eden, karanlığı eşeleyen, karanlık bulmacalarda yol arayan öykülerinden sonra Orhan Tüleylioğlu’nun  Mutluluk Konservesi’ni aradım kitaplıkta. Daha önce okumuştum bu denemeleri,  ama bazı yazıları yeniden okumak iyi geldi. Bazı sözcükler kalbimizin iklimini korumak için iyidir, bellek tazeler, umut verir, dayanma gücü aşılar. Orhan Tüleylioğlu bu kitapta Sylivia Plath’tan Rosa Luxemburg’a, Nazım Hikmet’ten Abidin Dino’ya, Kafka’dan Tolstoy’a, George Sand’dan Milena Jesenska’ya, Aragon’dan Victor Jara’ya mutluluk arayışları, mutluluğun anlamı ve anlamsızlığı üzerine düşünmeye çağırıyor okuru. Hikayeler, anektodlar anlatıyor, edebiyatçıların, sanatçıların, düşünürlerin mutluluk üzerine sözleri ve deneyimlerini aktarıyor. Aralarında Sylivia Plath gibi mutsuzluk bağımlıları da var, herkesin “Kafka’nın Milena’sı” olarak bildiği -oysa bundan çok daha fazlası olan- gazeteci, çevirmen Milena Jesenska da. Hayatı bir toplama kampında sona eren Milena Jesenska’nın mutluluk için evlenmenin boşunalığı üzerine görüşleri ne kadar gerçekçi geliyor: “İnsanlar neden  hiçbir zaman yaldızsız , gerçek boyutlarla yetinmiyorlar da  allı pullu yalanları tercih ediyorlar. Tanrım , ne olur biraz üzüntü , biraz acı ve mutsuzluktan korkmayalım…Mutlulukmuş! Sanki mutluluk imkanı yalnız ve sadece bizim içimizde değilmiş gibi”…

Orhan Tüleylioğlu, yıllardır dilden dile dolaşan, ezberlenmiş hatta klişeleştirilmiş bazı sözler, dizeler üzerine de yeniden  düşünmenizi sağlıyor. Örneğin, Aragon’un en çok bilinen dizesi “Mutlu aşk yoktur”. Kitapta bu dizenin arkasında yatan düşünce Aragon’un sözleriyle aktarılıyor:

“Sözkonusu mutsuzluk, işgal yıllarının mutsuzluğu, Fransa’nın içinde bulunduğu o acıklı durumda mutlu bir aşk olabilir miydi? (…)Gerçekte , bu şiirde ortaya konulan sorun mutlu aşkın olup olamayacağı değil, mutlu çiftin olup olamayacağıdır. “

Nazım Hikmet, Abidin Dino,  “mutluluk diktatörlüğü” !

Nazım Hikmet’in “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” dizesi yazıldığı günden bu yana dilden dile dolaşır. Nazım Hikmet’in Saman Sarısı şiirinde  bu dizeyle seslendiği Abidin Dino için bu sorunun yanıtı neymiş kitaptan okuyalım:

“O gün bugün, bu soru sökülüp atılması olanaksız bir biçimde bedenime yapışmış gibidir. Tabii, şiirinde bu soruyu sorarken mutluluğun resmini yapamayacağımı biliyordu Nazım. Bu mutluluk imgesi şiirde de olanaksızdı. Yaşanan günler buna izin vermiyordu. Tabii Nazım’dan Neruda’ya, Neruda’dan Aragon’a ve daha birçok ozan mutluluğu dile getirmişlerdir. Ama Nazım’ın bana yönelttiği sorunun yanıtı ben resimlerimde veremedim.”

Mutluluk kimine göre rastlantısal, kimine göre elde tutulamaz, kimine göre tembellikte, kimine göre aşkta, kimine göre ailede, kimine göre delilikte, kimine göre yazmakta.  Kimileri mutluluğu yakalıyor, yakaladığını sanıyor. Kimileri de sahte “konserve mutluluk” arayışında tükeniyor. 1973’te Şili’de gözaltına alındığı stadyumda bir daha gitar çalamasın diye önce parmakları kırılan, daha sonra işkenceyle öldürülen Victor Jara’nın şarkısına söz oluyor hikayeleri. Yoksulların, direnişin, mücadelenin sesi olan Victor Jara, büyüdüğü yoksul mahalleden tanıdığı, uyuşturucu etkisi altında intihar eden bir genç kızın hikayesini anlattığı şarkıda “Konserve mutluluk, aşk ve fanteziyle” ölüme giden Carmencita’yı kimin öldürdüğünü soruyordu…  

Kitap Mutsuz Olmak kitabıyla bir ödev gibi dayatılan “mutluluk diktatörlüğü” tahakümüne karşı mutsuzları yüreklendiren Wilhelm Schmid’in “Birçok ülkede insanlar için mutluluk, hayatta kalabilmektir” sözleriyle noktalanıyor. Ne hazin bir anımsatma; dünyanın farklı coğrafyalarında her gün doğrulanan…

Sözçalan Karanlık, Yasemin Yazıcı, Notabene, 126 sayfa.

Mutluluk Konservesi, Orhan Tüleylioğlu, Dafnekitap, 263 sayfa.

___________

18 Aralık 2017 tarihinde yayımlandı.

http://www.haberter.com/karanlik-kusatmada-kalbin-iklimini-korumak-makale,64.html

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993'ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı "Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı", ikinci ve üçüncü baskıları "Yargılı İnfazlar" adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın