Gezi Notları

Küba izlenimleri: Turizm üzerinden bir rejim ikilemi

Turistik” ikon olarak Che ve “Che’nin rejimini” tehdit eden turizm!

Küba, dünyanın her yerinde devrim düşleri kuranların hayal ülkesi, bir tür siyasi hac yeri. Murat Uyurkulak’ın Tol romanı “Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi” diye başlar. Bu “ihtimali” gerçek kılmış ve 59 yıldır ayakta tutmayı başarmış bir ülkenin sokaklarında dolaşmak heyecan vericiydi. Che Guevara’nın Alberto Korda’nın çektiği o yıldızlı bereli fotoğrafının her köşe başında karşınıza çıkması sarsıcı bir deneyimdi. (Ne de olsa, bu fotoğrafların gözaltı gerekçesi sayıldığı bir ülkeden geliyorsunuz.) İlk şaşkınlığı attıktan sonra; SSCB’nin dağılmasından sonra Küba’yı kurtaran turizm ve bu turizmin en gözde “ikonunun, ürününün (!)” Che olması ve -öte yandan- turizmin Che’nin ideallerini tehdit eden bir rejim sorununa dönüşmesi ikilemi üzerinde düşünmeye başlıyorsunuz.

İki haftalık Küba gezimiz sırasında karşımıza her yerde Che çıkıyor. Fidel Castro, heykellerinin yapılması ve adının sokaklara, meydanlara verilmesini yasaklamış. Bu nedenle, o kadar görünür değil. İlkokulların bahçesinde, barlarda, restoranlarda, evlerde, meydanlarda her yerde Che’nin yüzü. İki haftada sadece bir kere polis aracına rastladık, onun üzerinde de Che görmek bünyemizi epeyce sarstı! Üzerlerinde Che fotoğraflarının bulunduğu tişörtler, anahtarlıklar, puro kapları, magnetler en gözde hediyelik eşyalar. Havana’da Devrim Meydanı’nda bir Che silueti karşınıza çıkarken, Che’nin anıt mezarının bulunduğu Santa Clara’da ise 16 metrelik dev bir heykeli bulunuyor. Buradaki müzede sergilenen afişlerden birinin üzerinde yer alan “En canlı ölü” ifadesinin gerçekliği tartışılmaz.

Che Guevara’nın kardeşi Juan Martin Guevara, abisinin bir ikona, bir ticari ürüne dönüştürülmesine öfkeli. “Che efsanesini yıkmak, abisine tekrar bir insan mizacı vermek için” yazdığı Abim Che kitabında bu “Che turizmiyle” ilgili aktardığı üzücü bir hikaye de var. 47 yıl sonra Bolivya’ya abisinin öldürüldüğü yere giden Juan Martin Guevara’nın karşısına çıkan bir rehber “Che’nin yakalandığı yeri göstermek için para ister”! Buna öfkeyle isyan ederken, ağabeyinin neredeyse bir dinsel azize dönüştürülmesine de tepki gösteriyor:

Ernesto bir insandı. Onu, üzerinde durduğu kaideden indirmeli, bu bronzdan heykeli tekrar canlandırıp verdiği mesajı yaşatmalıyız. Che, bir idole dönüştürülmüş olmaktan nefret ederdi. (…)Che’nin etrafında şekillenen utanç verici ticaret beni dehşete düşürüyor. (…)Rehberler ‘Che yolu’nun turunu yapıyorlar. İnsanlara her türlü saçmalığı kakalamaya çalışıyorlar ve tiksindirici bir durum ortaya çıkıyor. (…)Ernesto Amerika kıtasının kurtuluşu için mücadaele veriyor ve bazı tipler onun imajını kullanarak para kazanıyorlar.”

Küba’da “kapisol” dönemi mi?

Dünyanın birçok yerindeki mazlumların, muhaliflerin, devrimcilerin Che tişörtlü, dövmeli sevgisinde masum bir yan var. Ya, bizzat kapitalizmin dev şirketlerinin Che’yi kullanmaya kalkışmasına ne demeli? Mercedes Benz’in 2012’deki reklam kampanyasında Che’nin kullanılması “deprem etkisi” yaratmış. Bir reklamcı, Che’nin beresindeki yıldızı Mercedes’in logosuyla değiştirmiş. Juan Martin Guevara, kampanyanın Las Vegas’taki ilk gününde CEO Dieter Zetsche’nin dev bir Che portresi önünde volta attığını, ancak daha sonra gelen sert tepkiler üzerine kampanyayı sonlandırmak ve özür dilemek zorunda kaldığını aktarıyor.

Che bugün Küba’da turizmin “hizmetinde”. Öte yandan, bu turizm Che’nin hayallerini tehdit ediyor. Juan Martin Guevara, kitabında turizmin yönetim sistemine etkisiyle ilgili olarak “kapisol” kavramını ortaya atıyor:

Kimse Küba’nın Sovyetler’in çöküşünden sonra ayakta kalacağını düşünmüyordu. Fakat tersini kanıtladılar. Fidel’in etrafında birleştiler. Kübalılar, bir yandan dayanışma ve adalet gibi kavramları savunmaya devam ederken, diğer taraftan çok daha benmerkezci kapitalizme de yaklaşıyorlar. Kapitalist ve sosyalist sistemlerin bu karışımına ‘kapisol’ diyorum. Bu bir çelişki, fakat hangi halk çelişkisiz? Kübalılar Amerikan yolcu gemilerini sabırsızlıkla bekliyor, fakat aynı zamanda onlar tarafından geri dönüşü olmayacak şekilde kirletilmekten de korkuyorlar. Gringo’ların gelip tüm paralarını harcamalarını arzu ederken bu yeni gelirlerin yol açacağı dönüşümlerin, zihinleri olumsuz şekilde etkileyebileceğini de biliyorlar. Kıyılarına çıkacak insan selini düşünürken, hem heyecanlı hem de endişeliler.”

Turizm rejim değiştirir mi?

Küba’da turizm 1992-1997 yılları arasında özel olarak turistler için ayrılmış alanlarda yapılabiliyordu. Buna “tecritli turizm”ya da “apartheid turizmi” deniyordu. Kübalıların turistlerle temas kurmaları yasaktı. SSCB’nin dağılmasından sonra açlıkla mücadele edilen zor günler yaşanırken, turizme “mecburi” açılış dönemi başlamış. Birçok ev devlet denetiminde turizme açılıyor. Bu evler çoğu kez biraz eski ve bakımsız görünse de, son derece temiz. Ev sahipleri tropik meyvelerle dolu zengin kahvaltılar hazırlıyorlar. İnternet kullanımı kısıtlı, ancak parklarda ve bazı büyük otellerde var. 1-2 CUC’a alacağınız kartlarda yazılı şifrelerle internete bağlanabiliyorsunuz. Kent merkezlerinde, parklarda ellerinde cep telefonlarıyla internete bağlanmaya çalışan turist görüntüleri yaygın. İnternet kullanımının kısıtlı olması, özellikle gençlerin en büyük eleştirilerinden.

Kübalılar 2011’den sonra yavaş yavaş kapitalizmle tanışmaya başlamış. Araba ve ev alıp satmaları serbest bırakılırken, 2013’ten başlayarak yurt dışına çıkış için izin alma zorunluluğu da kaldırıldı. 2013’te ikili para sistemine geçildi. Biri Küba Pesosu, diğeri ise dolarla uyumlu Cuban Convertible Peso (CUC). Turistler CUC kullanıyor. 1 CUC yaklaşık 1 Euro’ya eşit değerde. Küba’da bir doktor ayda 60 CUC kazanıyor, bir taksi şoförü havalanına bir kez gidip gelse günde 80 CUC kazanabiliyor. Turizmle birlikte gelir eşitsizliklerinin ortaya çıkmaya başlaması gözden kaçacak gibi değil. İnternet kullanımının yaygınlaşması ve turizmin rejime etkileri tartışılıyor. “Küba kapitalistleşiyor mu” “Kapitalist restorasyon mu başladı” tartışmaları yapılıyor.

Eğitim, sağlık ücretsiz

Havana sokaklarında rengarenk eski Amerikan arabaları, sokaklardaki barlardan yükselen müzik, salsa yapan kadınlar, Ernest Hemingway’in gözde mekanları Hotel Ambos Mundos’ta ya da Floridita Bar’da yuvarlanan Le Daiquiri kadehleri “turistik” bir Küba görüntüsü veriyor. Bu görüntü merkezden uzaklaştıkça yerini daha yoksul, daha köhne Küba fotoğraflarına bırakıyor. Sokaklarda para istemek için yanınıza gelenlerin sayısı artıyor. Birkaç kez yanımıza yaklaşıp “çocuğuma süt almak için” diyerek para isteyen kadınlar oldu. Puro içerken poz veren yaşlı kadınlar da para vermenizi bekliyor. Kayıt dışı puro satışı başta olmak üzere kayıt dışı alışverişin giderek arttığı anlatılıyor. Öte yandan, Küba’daki en önemli gözlemlerimizden biri güvenlik duygusuydu. Sokaklar son derece güvenli, suç oranları çok düşük, kadınlara taciz, tecavüz olaylarının yok denecek kadar az olduğu söyleniyor. Sokaklarda sesini yükselten bir tek kişi bile duymadık. Ama her köşe başından, her meydandan, her restorandan müzik sesi geliyor.

Küba’daki rejimi solcuların romantize ettiği eleştirileri sıklıkla dile getiriliyor. Elbette, ABD’nin dibinde sayısız CİA müdahelesine maruz kalmış, ambargoyla baş etmeye çalışan bir ülkede sosyalizmi yaşatmak kolay değil. Ancak, eleştirenlerin rejimin başardıklarını da görmezden gelmemesi gerekiyor. Eğitim her kademede tamamen ücretsiz. Bir kaç ilkokula uğradık. Türkiye’deki köy ilkokullarına benziyordu. Ama görüntüler yanıltıcı olmasın. Okuma yazma oranı yüzde 99.8, yüksekokul eğitim oranı yüzde 94. Her Kübalı ücretsiz sağlık hizmeti alma hakkına sahip. Son dönemde özellikle kanser tedavisinde gelinen nokta, Küba’yı bir sağlık turizmi merkezine de dönüştürüyor.

Her mahalledeki küçük, gösterişsiz dükkanlarda temel gıda maddeleri dağıtılıyor. Kişi başına günde bir ekmek, ayda 2.5 kilo pirinç, yarım kilo fasulye, 1.5 kilogram kahverengi ve beyazşeker, 1 kilo balık,yarım kilo tavuk , 1 kilo soya kıyması ,14 yumurta, yarım litre yağ, 30 gram kahve, ayrıca sabun, deterjan, diş macunu gibi ürünler veriliyor. Kübalı çocuklar için 7 yaşına kadar günde bir litre süt ve 7-13 yaş arasında da meyveli yoğurt alma hakkı var. Bu arada, Küba’da inek kesmenin yasak olduğunu aktaralım, cezası var. Çünkü sütünü çocuklar için kullanıyorlar. Kültür, sanat etkinlikleri de Kübalılar için ücretsiz ya da çok düşük bir bilet ücretiyle izlenebiliyor.

Başka türlü” bir hayat

Küba’da tüketim kültüründen uzakta bir hayat var. Gösterişli vitrinler, moda falan yok belki ama sokaklarda gördüğümüz kadınlar son derece şık ve bakımlıydı. Küba’da evlilik pek tercih edilen bir kurum değil, yüzde 30 dolayında olduğu söyleniyor. Trinidad sokaklarında rastladığımız ergenliğe geçişini kırmızı tuvaletiyle poz vererek kutlayan genç kız turistlerin ilgi odağı oluyor. Erkeklerin sünnet düğünü gibi, kız çocukları için de bir tür ergenliğe geçiş ritüeli yapılıyor. Bu vesileyle; Kübalıların Türk dizilerine pek düşkün olduklarını, ancak “Birçok bölüm izliyoruz, aradan 6 ay geçiyor. Kahramanlar 6 ay sonunda neden sadece bir öpücüğe ulaşabiliyorlar” diye merak ettiklerini aktaralım!

Küba’da devrimden sonra eşcinsellik suçtu, “karşı devrimcilik” olarak nitelendiriliyordu. Bu nedenle, Che Guevara’nın anıt mezarının bulunduğu devrimin sembol merkezlerinden Santa Clara’da bir gece sokaklarda çok sayıda trans birey görünce şaşırmadık desek yalan olur. Bir barda trans parti vardı. Bu, devrimden sonra eşcinselliğin suç kabul edildiği ülkede ciddi bir değişim anlamına geliyor. Nitekim, devrimin lideri Fidel Castro da ölümünden önce verdiği bir röportajda eşcinsellerin “karşı devrimci” olarak nitelenerek toplumdan dışlandığı ve baskı gördüğü yıllar sorulduğunda “Evet, büyük adaletsizlik zamanlarıydı, kim yapmış olursa olsun, büyük bir adaletsizlik! Eğer bir sorumlu varsa, o benim. O günlerde bu meseleyle ilgilenemediğim doğrudur. Ekim (Füze) Krizi, savaş, siyasi meselelere gömülmüştüm” demişti.

Bugünlerde, yakında yitirdiğimiz Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler’ini yeniden okudum. Oradaki “anarşist” özgür, sınıfsız, mülksüzlerin yaşadığı Anarres, hiç de öyle ütopyalardaki gibi zenginlik ve bolluk ülkesi olarak anlatılmaz. Tersine çorak, kıtlık ve kötü iklim koşullarıyla baş etmeye çalışan bir ülkedir, orada da iktidar heveslileri, bürokrasiye, hiyerarşiye yönelme eğiliminde olanlar vardır. Ama aynı zamanda umut, “başka türlü bir hayat” için sürekli bir çaba, arayış da vardır. Küba da bir cennet değil; ama ABD’nin dibinde, ciddi bir kapitalist kuşatma ve ambargo altında bir devrimi yaşatmaya çalışıyor. “Başka türlü bir şey benim istediğim” diyenlerin son umut ülkesi.

_____

10 Şubat 2018’de yayımlandı

http://www.haberter.com/yazarlar/turey-kose-nin-kaleminden-kuba-h6481.html

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunu. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladı. 1993-2016 yılları arasında Cumhuriyet Ankara bürosunda çalıştı. Serbest gazetecilik yapıyor. Birgün Gazetesi ile BBC Türkçe, www.kültürservisi.com ve www.haberter.com internet sitelerinde yazıları yayımlanıyor. İlk baskısı "Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı", ikinci ve üçüncü baskıları "Yargılı İnfazlar" adıyla yayımlanan bir kitabı var. İkinci kitabı, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın