Günebakan

“N’olacak bu CHP’nin hali”!

CHP’de kurultaylarda genel başkan değişir mi?

Adaylara bir anımsatma: En son parti içi mücadeleyle değişen lider İsmet İnönü

Yarış “iç dökme” makamı PM için; devamı “sonraki kurultayda…”!

Birinci “milli soru”muz, “muhabbet” konumuz, “geyik” mevzumuz N’olcak bu memleketin hali” ise, ikincisi de “N’olcak bu CHP’nin hali” olmalı. Ve işte bir kez daha, CHP kurultayı var ve yine soruyoruz: “N’olacak bu CHP’nin hali”. Baştan başlayalım, Genel Başkan değişmeyecek. Zaten CHP’de parti içi mücadeleyle değişen son genel başkan İsmet İnönü. Yani son 44 yıldır -birleşme dönemleri ve ara dönemleri saymazsak – öyle kurultaylarda genel başkan falan değişmiyor. Bu hafta sonu da yarış genel başkanlık için değil, Parti Meclisi’ne girecek 60 kişi arasında yer almak için.

Kurultay vesilesiyle bir kez daha CHP’nin “kronikleşmiş” sorunları ve gündemini ana başlıklarla özetleyelim:

En son ne zaman kurultayda Genel Başkan değişti?

1970’lerde Bülent Ecevit rüzgarları partiyi sararken, İsmet İnönü kurultayda “kaybetti”. 1972 kurultayında PM için yapılan güvenoylamasında Ecevit’e destek verenler kazanınca İsmet İnönü istifa etti. Ecevit genel başkan oldu. İsmet İnönü, siyasal yaşamda parti içi mücadeleyle değişen ilk genel başkan oldu. O gün bugündür, kurultayda kaybedip giden genel başkan yok! Anımsayalım: Erdal İnönü kendi isteğiyle bıraktı. Murat Karayalçın SHP-CHP birleşmesi sürecinde genel başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. Hikmet Çetin’in birleşme sonrasının “abi”si olarak genel başkanlığı 7 ay sürdü. Baykal, 9 Eylül 1995 kurultayında genel başkan seçildi. CHP 1999 seçimlerinde barajın altında kalınca Baykal’ın istifa etmesi üzerine ara dönemin genel başkanı Altan Öymen oldu. Baykal, 14 ay sonra yeniden döndü, ancak 2010’da kaset olayından sonra ikinci kez istifa etmek zorunda kaldı. Özetle; ara dönemler, olağanüstü koşullar dışında kurultaylarda öyle kolay kolay genel başkan değişmiyor. Kurultaylar daha çok güç gösterisi, hesaplaşma ve bitmez tükenmez liste kavgalarının hikayesi.

Hangi CHP, hangi “sosyal demokrasi”?

CHP’de ideolojik netlik ve en azından asgari konularda söylem ve eylem birliği olmaması gözlerden kaçmıyor. Düşünsenize; Sezgin Tanrıkulu da CHP’li, Mahmut Tanal da, Tuncay Özkan da, Selina Doğan da, Dursun Çiçek de, Rıza Türmen de, “sol yumrukla” yemin eden Ali Haydar Hakverdi de, genel başkanının ihracını isteyen Ömer Faruk Eminağaoğlu da. Elbette kitle partilerinde kanatlar olur, ama en azından sosyal demokrasinin temel değerleri üzerinde uzlaşırlar. CHP’de neredeyse birbirine selam vermeyen ve hatta birbirini “hain” “bölücü” ilan edecek düzeyde derin fikir ayrılıkları içinde olanlar birarada. CHP’nin bir tüzük ve program kurultayı toplama gereksinimi çok açık.

Yönetim değişiklikleri neyi değiştirdi?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu beş yılda MYK’yi sürekli değiştirdi, 78 üyeyle çalıştı. Ama bu sürekli vitrin değişikliği CHP’nin seçim karnesini düzeltmeye yetmedi. CHP’nin yapısal sorunları üzerinde durma, “sola” dümen kırma ve Güneydoğu’ya bakma, görme zamanı geldi geçiyor. Unutulmamalı ki, CHP tarihindeki en yüksek oy oranlarına “sol” mesajlarla ulaştı. 1970’lerdeki “Toprak işleyenin,su kullananın”, “Bu düzen değişmelidir” gibi.

6 ok tartışması gündemden kalktı mı?

Altı ok ilkelerinden “devletçilik” ve “milliyetçilik” okları bir zamanlar daha çok tartışılırdı. Epeydir bu konuda canlı bir tartışma yok. Memleketin Doğu ve Güneydoğu’sunda yaşananlar ortadayken, “milliyetçilik” oku hayatın gerektirdiği ölçüde tartışılmıyor. SHP’nin 1990 Kürt raporundan bu yana Doğu ve Güneydoğu’da yaşayanların kalbine değecek ne söylendi? Sosyaldemokrat bir parti neden ülkenin Güneydoğu’sunda yok?

Kılıçdaroğlu ne zaman değişir?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, ilk seçildiğinde “her an bırakabilirmiş” duygusu veriyordu. Ancak zamanla tam tersi bir izlenim vermeye başladı. Bir süredir CHP kulislerinde “bir sonraki” kurultayda bırakabileceği sıklıkla konuşuluyor. O nedenle planlar o “bir sonraki” kurultay için. Genel başkan adayları Muharrem İnce, Umut Oran ve Mustafa Balbay bu kurultayda şansları olmadığını biliyor. “Sonraki” kurultay için “varım” deyip “adlarını yazdırıyor”.

Veliaht kim?

Sol partilerde elbette “veliaht” olmaz. Ancak bu, bir sonraki kurultayda Kılıçdaroğlu’nun “veliaht”ının Grup Başkanvekili Özgür Özel olacağı söylentilerinin önünü kesmiyor. Yol haritaları da benzer. Kılıçdaroğlu da grup başkanvekilliğinde parlamış ve partinin başına geçmişti. Hatta, kulislerde “Manisa’dan gelen şehzadelerle” ilgili espriler yapılıyor. Özgür Özel, genç, parlak, çalışkan bir siyasetçi. Ancak, sonraki kurultaya kadar köprülerin altından hangi sular akar,hangi ittifaklar kurulur, Kılıçdaroğlu “kendinden sonrasını” belirleyebilecek güce sahip olur mu şimdiden konuşmak için çok erken. Başka genç isimler de var. Aykut Erdoğdu örneğin.Deniz Baykal’a yakın isimler Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun adını da anıyor. Belki de, CHP’de yeni bir “bölünme” zamanı geliyor. Bir süre sonra “yeni parti” arayışlarını daha çok konuşulabilir.

Delegelerin iki günlük “beyliği” neyi değiştirir?

Parti içi demokrasi iyidir. Hele de “tek aday mecburiyetli” AKP il kongreleri düşünülürse. Ancak, CHP’deki bu parti içi demokrasi partiye ne getiriyor, delegelerin kurultay süresince iki günlük “beyliği” parti içi demokrasi anlamına geliyor mu, delege sistemi ne kadar “demokratik” hep tartışmalı. Bir milletvekili, seçim bölgesinde kayıtlı görünen üyelerin yarısına bile ulaşamamaktan yakınıyordu. Sağlıklı bir üye yapısı olmaması ve parti içi eğitime yeterince önem verilmemesi delegelerin kurultaydaki iki günlük “beylikleri”yle ilgili bir dizi soru, kuşku ve eleştiriyi beraberinde getiriyor.

Kronikleşmiş örgütsel sorunlar nasıl aşılacak?

1 milyon 200 bin üyenin ne kadarı aidatını ödeyen, parti içi eğitimden geçmiş “gerçek” üye önemli bir soru. “Adaylar önseçimle belirlensin” tamam, ancak önseçimden çıkarak aday olan ve milletvekili seçildikten sonra AKP’ye geçenleri unutmadık. CHP’nin yapısal kronik sorunları kolay aşılmıyor. Öyle anlaşılıyor ki, örgütsel yenilenme gereksinimi Kılıçdaroğlu’nun da ilk gündem maddesi. Kurultaydan sonra üyelerin “sıfırlanması” haberleri bunun göstergesi.

PM ne yapar? Niye PM üyesi olmak için yarışılır?

Bu kurultayda kimsenin genel başkan değiştirme umudu yok. O nedenle “asıl yarış PM için”. (Düşündüm de bu başlıkla ne kadar çok haber yazdım eski kurultaylardan) Peki 60 kişilik PM’ye girince ne olur? Tüzüğe göre, PM “en geç” iki ayda bir toplanır ve parti politikalarını belirler. PM’de öyle parti politikalarının falan konuşulduğuna pek tanık olmadık. İki ayda bir yapılan toplantılar çoğu kez tüzükten kaynaklanan “rutin” bir zorunluluk. Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan sonra tüzük değişikliğiyle örgütsel yenilenme hazırlığında olduğu belirtiliyor. PM üye sayısının 40’a düşürülmesi ve MYK’nin de daraltılması gündemde. “MYK’ye dışarıdan üye” atama planları da konuşuluyor. (Bu formül bir zamanlar Metin Feyzioğlu’nun MYK’ye girmesi için de gündeme getirilmişti.) Kılıçdaroğlu, milletvekili adaylığı beklemeyen, sadece parti için çalışacak “MYK üyesi” arıyormuş.

CHP’liler “iç dökme” yarışında mı?

PM çok etkin çalışan bir organ değil. Aydın Güven Gürkan bir zamanlar PM için “iç dökme yeri” demişti. Peki neden CHP’liler “iç dökmek” için bu kadar yarışmaya hevesli. Hafta sonu göreceksiniz yüzlerce aday çıkacak PM üyeliği için. Bu yarışın asıl nedeni, PM üyeliğinin “milletvekili adaylığı” için bir basamak, güçlü bir umut gibi görünmesidir. Ne de olsa, milletvekili aday listesi PM’den geçiyor.

Seçimden önce kurultay var mı?

Olağanüstü bir gelişme olmazsa, 4 yıl seçim yok. Bu PM üyeleri 4 yıl daha görevde kalamayacak. İki yılda bir kurultay yapılması gerekiyor ve en fazla bir yıl ertelenebiliyor. (Olağanüstü kurultayları saymazsak!) Yani, bu hafta sonu seçilecek PM üyelerinin milletvekili adayı belirleme şansları da yok! Ama elbette, “sivrilme” , kendilerini gösterme ve sonraki kurultayda da yeniden seçilme şansları, umutları var. Ayrıca, tüzük kurultayı da toplanabilir.

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993’ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı “Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı”, ikinci ve üçüncü baskıları “Yargılı İnfazlar” adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın

Yorumlar (2)

  1. Aklına, bilgine sağlık. Ve bir öneri; kurultaya gitme, sinirlerin bozulmasın; ) 😉

  2. pm üyeleri, genel ve yerel seçimlerde, pm üyeliğinden istifa etseler bile aday olamazlar, diye bir madde konur tüzüğe. kim kişisel siyasi ikbal peşindeymiş, kim değilmiş belli olur.