Okurken/Kitap Yazıları

Pelin Özer’den Latife Tekin Kitabı

latife

 Kelimelerin büyücüsü, edebiyatın sokak çocuğu

 

 İlk baskısı 2005 yılında yapılan Pelin Özer’in Latife Tekin  Kitabı bu yıl yeniden yayımlandı. Son dönemde okurların  yazarları daha yakından tanımasını sağlayan kitapların  sayısı arttı. Latife Tekin Kitabı bu tür çalışmaların en özgün  örneklerinden. Soru-yanıt yok, nehir söyleşi değil, sohbet  havasında falan da değil. Pelin Özer sorularla araya  girmiyor, yazarın sözünü kesmiyor, yorum yapmıyor. Bölüm  başlıklardan seziyoruz yanıt aradığı soruları, peşine düştüklerini. “Bana ilk soluğunu anlatsa yokluktan sonrasını”, “İlk kitap ilk ölüm mü” “Bana ruhunu anlatsa sözcüklerin ilk yaşamını” “Roman olmayı düşleyen bir kitap mı bu” “Bana sesten ördüğü sessizliği anlatsa doğanın masum yaşamını” “Yoksullar hakkında konuşmak mümkün mü”, “Aşk söz konusu olunca susulmalı mı” gibi…

Pelin Özer …Ona ancak kendiliğinden oluşmuş gibi duran bir kitabın sadeliğini yakıştırabildim…” diyor. Latife Tekin Kitabı “Olabildiğince kendini yazdıran bir kitap” olmuş; sade, yalın,su gibi akan. Kelimelerin büyücüsü, yoksulların bilge kardeşi, edebiyatın “sokak çocuğu” Latife Tekin’e yaraşan. Tekin’in kitaplarının otobiyografik yanı, yazılış süreci, yarattığı tartışmalar hakkında okuru bilgilendiriyor. Yazarın bakış açısı ve “dertleri”nin daha iyi kavranmasına yardımcı oluyor.

Bir edebiyat mucizesi: Sevgili Arsız Ölüm

Latife Tekin Kitabı, Latif Tekin kitaplarına götürdü beni yeniden. 1983 yılında ilk yayımlandığında okuduğum Sevgili Arsız Ölüm’le başladım. 32 yıl sonra -da- saflığıyla, masumiyetiyle bir kez daha büyüledi. Latife Tekin ve bu ilk kitabı, edebiyatın mucizelerinden. 22 yaşında bir genç kızın yazdığı bu kitapla biz okurlar büyülenirken, edebiyat dünyası da sert tartışmalara girmişti. Bir yandan Marquez benzetmeleri, büyülü gerçekçilik yakıştırmaları; öte yandan bu söz büyücüsü genç kızın başarısını “Tek kitaplık kalır, kendi hikayesini yazdı bitti” diye küçümsemeye kalkışanlar! O yıllarda genç bir okur olarak Carson McCullers’in Yalnız Bir Avcıdır Yürek kitabını 23 yaşındayken yazdığını söyler, tek kitapla edebiyat tarihine adını yazdırmış yazarları sayardım. Latife Tekin, sadece Sevgili Arsız Ölüm’ü yazmış olsaydı bile, yeterdi. O gencecik kadın, “ödünç” bir daktiloyla yazdığı ilk kitabıyla yoksulların “dili” oldu, üstelik yepyeni bir dil yarattı.Yetmez mi?

Latife Tekin, ilk kitabının yayımlandığı günlerde kendisine yönelik küçümseyici tavırları “sınıfsal bir kıskançlığa” bağlıyor. Peki, bu mucize nasıl gerçekleşti, gencecik bir kadın o kitapları nasıl yazdı? “Gövdemden bir ateş geçti ve ben bu kitapları yazdım” diyor. Sezgisel bir kararla “evinin diliyle” yazdığını anlatıyor ilk kitabını. “Kalbim yoksullardan yana olduğuna göre, sonuçta onların kazanmasını sağlayacak bir dil kurmalıydım” diye de eklemeden geçmiyor. Yoksulluğu salt bir mağduriyet, yoksunluklar hikayesi gibi anlatmıyor; yüceltiyor, şenlendiriyor, ışıklandırıyor o insanları. Kelimeleriyle bir gökkuşağı konduruyor hayatlarının üstüne. O hayatlarda sadece yoksulluk-yoksunluk yok; neşe var, mizah var, büyülü-masallı şen şakrak hikayeler de var…

Latife Tekin yoksulların, kente göçen köylülerin, gecekondunun efsunlu sesi. İlk kitaplarında otobiyografik özellikler baskın. Sevgili Arsız Ölüm’le edebiyat dünyasına sarsıcı bir giriş yapan Latife Tekin, bir yıl sonra yayımlanan Berci Kristin Çöp Masalları’yla bu kez gecekondunun sesi olmuş, gecekonduyu baş kahraman yapmıştı. Pelin Özer’in kitabından öğreniyoruz ki, bu kitabın yazılış süreci de çok zorlu. Latife Tekin aranıyor, örgütünden bazı arkadaşları kendisine yardımcı oluyor, ilk gecekonduları kuran, ilk fabrika direnişlerini yapan insanlarla konuşuyor. O insanlara ve onların “ev duası gibi” “muska ev” gecekondularına herkeslerden farklı bakıyor. Gecekonduların sağlıksız, toplu konutların “sağlıklı!” olduğunun genel kabul gördüğü günlerde gecekondulara sahip çıkan yazar bugün de aynı görüşleri koruyor: “Ne yazık ki Türk aydınları, mimarları çoğu gecekondulara beğenmezlikle saldırdı. Bence olup biten şey o insanlara yapılmış kötülüğün, şiddetin göstergesidir. Onlara uygulanan şiddete verilmiş cevaptır bugünkü çirkinlik..(..) Gecekonduların olduğu gibi korunarak iyileştirilmesi, savunulabilecek en doğru şey gibi geliyor bana.”

Gece Dersleri beni yazar yaptı

Latife Tekin sonraki kitaplarıyla da edebiyatta kalıcı olduğu kanıtladı ve tartışılan bir yazar olmayı sürdürdü. Özellikle de “genç bir militanın solgun anıları ve nefes kesen itirafları”nın kitabı Gece Dersleri’yle. Yazar, Gece Dersleri’nin Sevgili Arsız Ölüm’ün “arka yüzü gibi” olduğunu söylüyor. “Sevgili Arsız Ölüm’ü yazdığı sıralarda Gece Dersleri’nde anlattığı ruh hali içinde olduğunu ve bunu yazacağına dair kendine söz verdiğini anlatıyor. İllegalite, işkence, aranma, cezaevi, kod adları yıllarından sözeden ve “devrim tanrıları”ndan da lafını esirgemeyen bu kitap bir genç yazarın kahramanlığı. Edebiyata “toplumcu gerçekçi” şablonlarla yaklaşmayan bir genç kadının meydan okuması -o dönemin politik-kültürel iklimi anımsanırsa- büyük bir yüreklilik işi.

Yalçın Küçük o dönemde Küfür Romanları adlı bir kitapla ve “Eylülist” suçlamasıyla taltif etmişti kendisini! Sevgili Arsız Ölüm’ün 123 sayfasını okuyabilmiş. Gece Dersleri’ni “sure kalıbı” ile yazılmış “her yönüyle İslamik bir yazı!” olarak nitelendiriyordu. (İlk bölümü doğru olabilir! Latife Tekin, “Kitaptaki ses babamın Kuran okuma sesi. Kendi uydurduğu bir melodiyle evde yüksek sesle Kuran okurdu babam” diyor.) Yalçın Küçük, kod adı “Sekreter Rüzgar” olan genç militanın sol örgüt eleştirisini de kolayından “dönekliğine” bağlayıveriyordu. Latife Tekin’in yazarlığıyla ilgili olarak “Köylü kurnazı olarak kariyerine başladı. Uzun sürmeyeceğini düşünüyorum” görüşündeydi. Uzun sürdü!..

Latife Tekin “Beni gerçekten yazar yapan kitap Gece Dersleri’dir” diyor. O günlerde “derin bir yalnızlık hissettiğini” anlatıyor. Selam sabahı kesmeler, nefret dolu mektuplar, ders vermeye kalkışmalar, azarlar.

Bulduğun şeyin rantını yememek gerek!”

Sonra giderek doğaya, içe dönüyor Latife Tekin. Sayıklamalar, iniltiler, inlemeler, fısıltılar, mırıltılar, sızılarla yazılan romanlar-anlatılar geliyor. Okurunu ormanlarda, unutma bahçelerinde dolaştırıyor, dille hesaplaşıyor. “Bir tane daha Berci Kristin Çöp Masalları ya da Sevgili Arsız Ölüm fazla olurdu, aynı telden çalıp söylemek gibi olurdu. (…)İyi bir yazar olacaksam bulduğum şeyin rantını yememek gerekiyordu” görüşünde. “Romancı” sıfatını da kabul etmiyor, kendini şiire daha yakın hissediyor. Nitekim geçtiğimiz yıllarda bir söyleşide “Ben sokak çocuğuyum. Romancı değilim. Roman yazmıyorum ve edebiyat yapmıyorum” demişti. Edebiyatta, sanatta egemen olan “sınıfsallığa” vurgu yaparak…

Latife Tekin yarım kalmış hikayeler, parçalanmış hayatlar, tüket-at zamanlarında başı sonu belli hikayeler yazılamayacağını düşünüyor. “Artık, bizim için bugün yaşanan dünyada sonuna erişebileceğimiz hikayeler yok. (…)Hikayelerin hepsi yarım..Bir hikaye başlıyor, kendinizi ona kaptırmışken yeni bir hikaye patlıyor, öncekini unutuyoruz ya da yeni başlayan hikayeyle eskisi bize unutturulmak isteniyor. Eskisinin de yenisinin sonu yok, yarım hikayelerin üstü yarım hikayelerle örtülüyor” diyor. “Artık, dünyada hayat böyle yaşanıyorsa neden bu edebiyata da yansımıyor” diye soruyor. Özellikle son dönem yapıtları bu soruya onun yanıtları. İlk kitaplarındaki gibi hikayeler anlatmıyor artık.

Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm’de Dirmit kızın yazma tutkusunu şiirsel bir dille anlatıyordu: “Dirmit o günden sonra hep sözcüklerden bir yorgana sarındı. Sözcüklerden bir yatağın üstünde uyudu. Sözcüklerden yapılma bir sandalyenin üstünde oturdu.” Şiirin büyüsüne kapılan Dirmit kız gibi, Latife Tekin de 30 yılı aşkın süredir -bazen çok uzun aralarla da olsa- yazıyor. Kelimelerin büyücüsü, yoksulların kızkardeşinden ağaçların, ormanların, kuşların diline aşina bilge kadına doğru yol alarak…İlk kitapları taze, taptaze bir dille gençlik rüzgarları çarpıyor yüzünüze, sonraki kitapları “yaşlı” bilge kadınların soluğunu, mırıltılarını getiriyor…

latife-tekin-kitabi-637027-Front-1

[email protected]

Latife Tekin Kitabı, Pelin Özer, İletişim Yayınları, 201 sayfa.

———-

Cumhuriyet Kitap ekinde  2 Temmuz 2015 tarihinde yayımlandı.

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993’ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı “Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı”, ikinci ve üçüncü baskıları “Yargılı İnfazlar” adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın

Yorumlar (2)

    1. Şulecim ne zamandır siteye girmiyordum yeni gördüm yazını. Latife Tekin’in ilk kitabının çıktığı yıllardan beri okuru olarak ben de çok sevdim Latife Tekin kitabını. Bu tür çalışmalar hem edebiyat tarihi açısından, hem de biz okurlar için ne kadar değerli.