Röportajlar/Diziler

Prof.Dr.Vamık Volkan, katliam sonrası AKP zaferini değerlendirdi: “Türkiye’nin 11 Eylül sendromu”

“Psikanalizin Nobel’i”ni kazanan Prof.Dr.Vamık Volkan: 
“11 Eylül’den sonra Bush’un desteği yüzde 80-90’lara çıktı”
“Trajedilerden sonra emniyet, kuvvetli biri arayışı öne çıkar”
“Türkiye’de muazzam bir korku var, buna karşı emniyet psikolojisi gelişti”
“Partiler biraraya gelebilseydi başka bir Türkiye olacaktı”

ANKARA-Dünyada politik psikolojinin önde gelen isimlerinden olan Prof. Dr. Vamık Volkan Ankara katliamı için yapılan “Türkiye’nin 11 Eylül’ü” değerlendirmelerine katılıyor, AKP’nin bu katliamın ardından gerçekleştirilen 1 Kasım seçimlerinden zaferle çıkmasını da “11 Eylül sendromu”na bağlıyor. “Amerika’da 11 Eylül saldırılarından sonra bir günde Bush’un desteği yüzde 80-90’lara çıktı.Büyük trajedilerden sonra halkta yas tutamama psikolojisi gelişir. Kendinin de ölebileceğini düşünme, kuvvetli birisini arama.Türkiye’de muazzam bir korku var, buna karşı emniyet psikolojisi gelişti” görüşünü dile getiriyor. Volkan, başkanlık sistemi tartışmalarıyla ilgili olarak da “Amerika’da var ama katiyen kanundan bir damla dışarı çıkamazsınız. Başkanlık sistemi falan değil, ileriye gidilmesi önemli” diyor.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof.Dr. Vamık Volkan, 45 yıl Virginia Üniversitesi’nde ders verdi. Çatışmalı bölgelerdeki çalışmaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen Volkan, bir süre önce “Psikoanalizin Nobel’i” olarak anılan “Mary Sigourney Psikanaliz Ödülü”nü kazandı. Amerika’da yaşayan Prof.Dr. Vamık Volkan’la 1 Kasım seçimleri, bu seçimlerin kazanan ve kaybedenlerin psikolojisi açısından sonuçları üzerine telefonda konuştuk.
İki büyük katliamın ardından, 5 ayda seçmen tercihinin bu kadar değişmesini siz nasıl “teşhis” edersiniz?
Çok büyük trajediler oldu. Öyle bir durumda halk bilinç dışından hemen bunları durdurmak için bir yol arıyor. Ankara’nın ortasında 100 kişi ölüyor, bu insanları korkuttu. Burada,Türkiye’de olanı Amerika’daki 11 Eylül saldırılarına benzettiler. Çok doğru. Öyle durumlarda halkta yas tutamama psikolojisi gelişir. Kendinin de ölebileceğini düşünme, kuvvetli birisini arama.11 Eylül’den sonra Bush’un destekçilerinin, himayesine girmek isteyenlerin oranı yüzde 80-90’a çıkmıştı bir günde. Hürmetli anne, baba gibi herkesi kucaklayan biri ortaya çıksaydı, partiler biraraya gelebilseydi başka bir Türkiye olacaktı. O olmayınca emniyet psikolojisi ortaya çıkıyor, kuvvetli birisi aranıyor. Önemli olan şimdi ne yapılacağı. Hani bir düşman görünürse, nerede olduğu belli olursa bu düşmanın kuvveti azalıyor. Görünmez düşmanın kuvveti daha fazla oluyor.

Kim bu düşman? Nasıl görünür kılınacak?
Türkiye’de on senelerden beri aklımızın almayacağı kadar büyük bir kimlik değişimi, dönüşümü oldu. Benim gibi dışarıda yaşayan Türkler, bu değişimi görüyoruz. Orada yaşayanlar görmüyor.Yavaş yavaş, sinsi sinsi, sonra açık açık bu değişiklik oldu. Bunun bir nedeni vardı. Dünyada Sovyetler-Batı dünyası vardı. Bu bitince “şimdi biz kimiz” psikolojisi gelişti. Böyle bir durum olduğu zaman çok defa tarihe, eskiye döneriz. Eskiden bize uygun olan, şeref veren şeylere. Bizde de aynı şey oldu. Osmanlı büyüklüğünü, eskiden bize şeref veren şeyleri arama. Atatürk gibi ileriye gidip yeni şeyler getirenler çok az. Kimlik ararken çok defa milletler geriye gidiyorlar. Bu yavaş yavaş, dengeli olursa iyi. Fakat bazen dengeli olmuyor, tamamıyla geriye dönülüyor. Mesela bunun en korkuncu Suriye’de IŞİD teröristleri.
Kutuplaşma, ruhsal bölünmüşlük giderek keskinleşiyor. Toplum bunu nasıl aşacak?
Neler oluyor ki, aramızda bu kadar bölünme oluyor? Kimlik psikolojisi oldu. Dünya yeni bir medeniyete giriyor, küreselleşme var, göçmenler var, bütün dünya karmaşa içinde. Biz onlar kadar fena olmasak bile ruhi bakımdan parçalanma oldu. Eskiyi, yeniyi biraraya getireceğimize eskiyi yeniyi ayırdık.Türklerle Kürtler beraber yürüyeceğine onları ayırdık,Türk müsün, Kürt müsün, Alevi misin, Sünni misin, dinci misin, falan gibi.Türkiye’de geriye dönüş mağduriyet hissi ortaya çıkarmakla yapıldı. Mağduriyet psikolojisi büyüyünce halk içinde büyük bir bölünme oldu. Halk emniyet istiyor.Talihliysek emniyeti verecek, babalık annelik yapacak, herkesi kucaklayacak bir lider ortaya çıkar. Olmazsa bölünme daha da büyür.
“Türkiye’de ruh katliamı yaşanıyor” demiştiniz bir söyleşide. Bu ağır travmanın altından nasıl kalkacağız?
Nazikçe konuşulursa. Sonra, yas tutmaya izin verilmeli. Hürmetli konuşma kaybolmuş gibi. Herkesin, her partinin her insanın Türkiye’nin geleceğini düşünerek bu süreci değiştirmek için harekete girmesi gerekiyor.
1 Kasım’dan sonra “kaybedenler” büyük hayal kırıklığı içinde. Bu umutsuzluk halinden çıkış yolu var mı?
Türkiye’de muazzam bir korku var. Görünmeyen düşman halk içinde korku yaratıyor. Düşman göründüğü zaman iş kolaylaşacak.Türkiye’de bu psikolojik süreci görürsek, içimiz daha da rahatlar. Ne kadar kötü şeyler olup bitti. İlkokullarda din dersi olacak, kadınlar üç çocuk yapacak…Bunların neden ortaya çıktığını anlatan kimse olmadığı için, düşmanı görülür olmaya yardım eden bir süreç ortaya çıkmadı. Düşmanımız kimdir, halka anlatılırsa ve bir de politikada annelik, babalık yapar gibi nazikçe konuşan, herkesi kucaklayan bir durum ortaya çıkarsa. Ama onu şimdi görmüyoruz. 4 gün önce Kolombiya’daydım. Orada kafalar kesiliyordu, hanımlara tacizler yapılıyordu. Şimdi barış yapmaya çalışıyorlar. Hükümetin yardımıyla bu sürecin psikolojisini, sosyolojisini, ekonomisini anlayıp “nasıl düşmanları biraraya getiririz” diye konuşmalar var.
Malezya’ya da gittiniz yakınlarda. Bir ara Türkiye’de “Malezya modeli” çok konuşuluyordu.
Orada Malezler, Çinliler, Hintliler var, dinciler var, Batıcılar var. Onlar Türkiye’de olanların onlarda olmaması için oturup kendi aralarında akademisyenler, hükümet adamları konuşuyorlar. Bu bizde olmadı, mağduriyet çoğaldı. Kimlik bölünmesi olurken, aynı zamanda etnik bölünme de oldu. Büyük trajediler ortaya çıktı, mağduriyet psikolojisi kullanıldı.
2009’da dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmüştünüz. O zamandan beri Türkiye’de bir çalışmanız oldu mu?

2009’dan beri çalışmadım. O Kürtlerle Türkler arasındaki konu için gelmiştim. Önemli bir şeyler bulmuştuk. O çalışmalar benim istediğim gibi sonuçlanmadı. İstanbul’da 2 milyon Kürt var. Senelerdir beraber yaşamışız. 9 ülkeye gittim geldim son üç ay içinde. Her taraftan çağırıyorlar, Türkiye’den olmuyor. Çünkü bölünme olduğu için ya “dört yıldızlı” general oluyorum, ya annem Ermeni oluyor, ya ben CİA oluyorum!
Başkanlık sistemi tartışmaları yeniden gündemde. ABD’den bakınca, bu konuda nasıl bir değerlendirme yaparsınız?
Sistem başka, sistemi uygulamak başka. Amerika’da başkanlık sistemi var ama katiyen kanundan bir damla dışarı çıkamazsınız. Demokrasiyi koruyan bir sistemin geliştirilmesi gerekir. Amerika’da başkanlık var diyorsunuz ama Obama kanun dışında bir şey yapsa hemen atılır, Nikson’u attılar. Başkanlık sistemi falan değil, ileriye gidilmesi önemli.

————————————–

Cumhuriyet Gazetesi’nde 8 Kasım 2015 tarihinde kısaltılarak yayımlandı.

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993’ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı “Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı”, ikinci ve üçüncü baskıları “Yargılı İnfazlar” adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın