Okurken/Kitap Yazıları

Romain Gary’den Kadının Işığı

PAR32039

Jean Seberg “ışığı”, Marguerite Duras hüznü

Bazı kitaplar okurunun olgunlaşmasını bekler. Metnin kalbine ulaşmak için biraz büyümek, görmek/geçirmek, çaktığınız/yere çakıldığınız hayat bilgisi sınavlarını çoğaltmak gerekir. Romain Gary’nin Kadının Işığı romanı gibi. Yıllar önce okumuştum bu kitabı. Henüz ölüm çok uzaklardaydı ve hep “başkaları” içindi. Yıllar sonra hayat bilgimiz çoğalıp, gidenlerimiz artarken bu kitabı yeniden okumak sarsıcı bir deneyim yaşattı.

Kadının Işığı, ölüme “dişilikle” soylu bir meydan okumanın romanı. Kadınlığa övgü başyapıtı; kadının ışığına, ışıltısına, ışımasına ve ölüme yenilmeye direnen aşka hüzünlü bir methiye. Romain Gary, dünya savaşı görmüş “büyük hayatlar” yaşamış ve 20.yüzyıla damgasını vurmuş yazarlar kuşağından. Aynı zamanda yönetmen, senarist, savaş pilotu, diplomat. 1956 yılında, Cennetin Kökleri romanıyla Goncourt Ödülü’nü almış. 1975 yılında aynı ödülü bu kez Emile Ajar takma adıyla yazdığı Onca Yoksulluk Varken romanıyla kazanmış. Böylece, bir yazara sadece bir kez verilen Goncourt Ödülü’nü iki kez kazanan tek Fransız yazar olmayı başarıp akademiye “nanik” yapmış.

Romain Gary’nin yaşamında Amerikalı oyuncu Jean Seberg’in derin bir izi var. Romain Gary ile Jean Seberg 1962-1970 yıları arasında evli kalmışlar Seberg, daha sonra da Meksikalı yazar Carlos Fuantes’e aşık olmuş. Fuantes Diana-Yalnız Avlanan Tanrıça romanıyla anlatmış bu kısacık saçlı, güzeller güzeli kadını. Siyahların haklarını savunan devrimci bir parti olan Kara Panterler’e destek veren ve bu nedenle FBI’nın hedefinde olan Seberg, 1979 yılında Paris dışında bir yerde arabasında ölü bulunmuş. Yanında bir intihar notu varmış, ancak ölümünde FBI parmağı olup olmadığı hep tartışma konusu olmuş. Romain Gary, bu ilişkisiyle ilgili olarak “Ne değiştirebildiğin, ne yardım edebildiğin, ne de terkedebildiğin bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilemezsiniz” diyecektir. Romain Gary de 1980 yılında Paris’te kendisini tabancayla vurarak intihar etmiş. Dünya, Emile Ajar’ın “O” olduğunu intihar notundan öğrenmiş: “Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşçakalın.”

Kadının Işığı’nda Marguerite Duras hüznü var, eski Yunan trajedilerinin dili ve elbette Jean Seberg “ışığı”. Fuantes Diana’da Seberg’le yaşadığı tutkulu aşkı anlatmıştı. Romain Gary’nin Kadının Işığı romanında ise özyaşamsal bir öykü yok, ama birçok satırda Seberg’in izini, ışığını, gölgesini hissetmek olası. Romain Gary’nin kahramanları büyük trajedilerin kahramanları gibi yaşıyorlar, hissediyorlar, konuşuyorlar. Hayatlarına apansız giren ölüm, ölüm korkusu ve uzayan ölüm halleriyle başetme yolları ve üslupları 109 sayfalık bu incecik kitabı bir başyapıta dönüştürüyor. Daha fazla yaşamak için zaman dilenmeye tenezzül etmiyorlar: “Böyle durumlarda bayım yaşamı sürdürme alçaklığı gösterilemez. İnsan kafasına bir kurşun sıkma inceliğini gösterir”…

Ölüme aşkla, aşkı sürdürmenin yolunu arayarak/bularak meydan okuyorlar. Ölüme giden kadının sevdiği erkeğe vasiyetindeki hiçbir şeyi oluruna bırakmayan “dişilik gururu”nun yüceliği müthiş sarsıcı. “Seni terketmek zorundayım. Senin için başka bir kadın olacağım. Ona doğru git, bul onu, sana bıraktığımı ona ver. Dişilik olmadan bu saatleri, bu yılları, bu derin acıyı, dalkavukça ve görkemli bir tavırla ‘yazgı’ denen bu hayvanlığı yaşayamazsın. Bütün sevgimle umuyorum ki onu bulacaksın ve o birlikteliğimizde ölemeyen, ölmemesi gereken şeyin imdadına yetişecektir. Bu, beni unutmak demek olmayacaktır.” diyor kadın. Ve “bir kadın tarafından yetim bırakılmış” erkek, vasiyetin gereğini yerine getirirken yoluna çıkan kadınla “küçük bir intihar girişimi” gibi bir ilişkiye giriyor. Kadın “Mutlu olmak için hiçbir istek duymuyorum” diyor, erkek yanıt veriyor: “Size mutluluktan söz eden kim ki Lidya? Yalnızca yardımlaşmadan sözediyorum.”

Kadının Işığı, bir mutsuzluk çeşitlemeleri romanı. Giden kadının ardından başka bir kadının dişiliğine sığınan erkek, kızının öldüğü bir kazadan sağ çıkan ama “yoldan çıkmış” sözcüklerle anlaşılır biçimde konuşamayan bir erkek, eşinden nefret ettikçe onu daha çok sevmeye çalışan kadın, köpeğinden önce ölüp onu yalnız bırakmaktan korkan adam, aynı korkuyu taşıyan köpeği…Mutsuzluklar rastlaşıyor, çarpışıyor ve bu çarpışmadan bir varoluş umudu yaratılıyor, tutunacak bir dal bulunuyor. Bunca acı, hüzün, aşk, nefret, korku içinde ilişkinin/aşkın giden ve geride kalanlar açısından anlamı şiirsel bir dille sorgulanıyor.

Mutsuzluk sarhoşu” kahramanlar için bazen bir tapınak aşk, bazen bir sığınak, bazen küçük bir intihar, bazen bir yardımlaşma ihtimali. Kitapta o kadar çok altı çizilecek cümle var ki, kalemi elinizden bırakamıyorsunuz: “Kendini kolaylığa kaptırma Michel, sevmemek için beni bahane etme; ölüm zaten yeterince pistir, onu zenginleştirmek istemiyorum. Kaybolacağım, ama kadın olarak kalmak istiyorum”… “Hüznünü bir kolaylık, bir kaytarma yapmamaya söz ver. Ölümün götürdüğünden fazlasını kazanmasını istemiyorum. Anı duvarlarının arkasına sıkıca kapanmayacaksın. Taşın yardımcısı olmak istemiyorum”… “Senden anımı kıskançlıkla korunan küçük bir maymun haline getirmemeni istiyorum. Harca beni. Bir başkasına ver. Kurtuluş böyle olur. Kadın olarak kalacağım.”…

Romain Gary, ölüme dişilikle meydan okumuş bu kısa ama büyük romanda. Sevilen kadının gidişine yakılan ağıdı, kadınlığa/ dişiliğe şiirsel bir kutsamaya dönüştürmüş.

Kadının Işığı/ Romain Gary/ Türkçesi:İsmail Yerguz/ Can Yayınları, 109 sayfa.

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunu. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladı. 1993-2016 yılları arasında Cumhuriyet Ankara bürosunda çalıştı. Serbest gazetecilik yapıyor. Birgün Gazetesi ile BBC Türkçe, www.kültürservisi.com ve www.haberter.com internet sitelerinde yazıları yayımlanıyor. İlk baskısı "Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı", ikinci ve üçüncü baskıları "Yargılı İnfazlar" adıyla yayımlanan bir kitabı var. İkinci kitabı, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın