Gezi Notları

Viyana’ya hafta sonu kaçamağı

Viyana, “Avrupa’nın en aristokrat şehri” diye anılıyor. Avrupa’nın kültür, sanat, müzik başkentlerinden biri. Kente iner inmez bu atmosferi hemen algılıyorsunuz. Havaalanından metroya binip Karlplatz’de indiğimizde görkemli bir Paul McCarthy heykeliyle karşılaştık. İyi ki elimizdeki bavulları bir kenara bırakıp birkaç fotoğraf çekmişiz. İki gün sonra tekrar aynı yere gittiğimizde heykel meydandan kaldırılmıştı…

Viyana’da ilk durağımız kentin “kalbi” olarak anılan Osmanlı toplarını, Alman ve Rus bombardımanlarını görmüş geçirmiş 8 yüzyıllık Stephandsdom Katedrali oldu. Katedral içinden asansörle 137 metre yüksekliğindeki kuleye çıkarak kente tepeden kuşbakışı baktık.

Gece “turistik” geleneğe uyup, Heuriger olarak anılan mahzenlerden birinde yemeğe gittik. Güzel şaraplar eşliğinde “Viyana şinitzeli” yedik. Müzisyenler “turistin milliyetine göre” müzik yapıyorlardı. Türk olduğumuzu öğrenince “Üsküdar’a Gideriken” şarkısını çalmaya başladılar. Arkasından da Mozart’ın Türk marşı geldi. Karşımızdaki Japonların masasına gittiklerinde bu kez onların popüler halk şarkısı Sakura’yı çalmaya başladılar.

Klimt’in ünlü Kiss resmini Belvedere Sarayı’nda görebilirsiniz. Birçok yerde reprodüksiyonlarını gördüğümüz, duvarlarımıza astığımız bu resmin aslını görmek ayrıcalıklı bir deneyimdi. Kocaman bir kucaklaşmanın, öpüşmenin resmedildiği çiçeklerle bezenmiş kompozisyonun önünde çok sayıda turist vardı.
Zaten Viyana, turistler için en çok Klimt demek olmalı. Her yerde Klimt’li hediyelik eşyalar, eşarplar, fincanlar, tişörtler vs. Belvedere Sarayı’ndaki Monet, Cezanne, Renoir, Van Gogh’ları da unutmamak gerek. Gustav Klimt / Josef Hoffmann geçici sergisi de hoş bir süprizdi. Klimt’in bazı resimleri ile bu resimlerde kullanılan koltuklar, dolaplar ve çeşitli eşyalar yan yana sergileniyordu.

Viyana sokaklarında dolaşırken her yerde sergi afişleri vardı. Henri Cartier-Bresson’un fotoğraf sergisi ile şişman modelleriyle ünlü Botero’nun sergisinin afişleri bunlardan ilk gözümüze çarpanlardı. Müzeler, sergiler, konserler arasında koşuşturken mutlaka pasta-kahve molası verin. Ünlü “Sacher Torte” Sacher ve Demel pastaneleri arasında yıllarca dava konusu olmuş, sonuçta Sacher Cafe’de kalmış isim hakkı.
Biz Demel kafeyi yeğledik; kuyrukta bir süre bekledikten sonra masamıza geçebildik. Ben bütün turistik kitaplarda, gezi yazılarında önerilen “Sachertorte” istedim, arkadaşım “Aprelstrüdel” denilen elmalı bir tatlı istedi. Yanında da konyaklı bir kahve. Çikolata arasına kayısı reçeli konarak yapılan sachertorte bana çok da olağanüstü gelmedi. Arkadaşımın yediği tarçınlı soslu, kremalı elmalı tatlı çok daha güzeldi. Nitekim, yan masamızda oturan turistler ünlü Sacher keki yiyip “turistik” görevlerini yerine getirdikten sonra, garsona masamızdaki elmalı tatlıyı işaret edip aynısından istediler.

Akşam “Viyana’nın Versailles’i” de denilen ve içinde 1400’den fazla oda ve birçok büyük bahçe bulunan Schönbrunn Sarayı’nda Mozart-Strauss konseri izledik. Mozart ile Saileri’nin ilk kez karşılaştığı ifade edilen bu salonda konser dinleyip, arada şampanya yudumlamak keyifliydi…

Kunsthistorisches Müzesi, dünyanın en zengin koleksiyonlarından birine sahip olmasına karşın, adının söylenişinin zor olması nedeniyle Louvre Müzesi kadar tanınmadığı söyleniyor. Girişte Canova’nın görkemli bir heykeli vardı. Mısır, Yunan, Roma salonları, Rubens, Tziana, Bruegel, Velasqez’in eserleri… Müzenin görkemli sergisi yetmiyormuş gibi, bir de tanıtım afişlerinde Bruegel’in ünlü kış resminin yer aldığı “Kış” temalı geçici bir sergi vardı.

Sergiden çıkıp köşe başında bir büfede sıcak şarap içmek çok keyifliydi. Viyana sokaklarında dolaşırken, en çok bu büfelere özendim. Soğuk kış günlerinde; İstanbul’da da turistlere boza, salep ve sıcak şarap satılan büfeler ne hoş olurdu diye düşündüm. Ama nerede? Kim içki ruhsatı verir ki bu büfelere?
Viyana, Mozart, Schubert, Mahler ve Freud’un kenti. Ve Klimt’in, Oskar Kokoschka’nın… Birkaç günlüğüne Viyana’ya hafta sonu kaçamağı yapın… Kahvelerin, müzelerin, konserlerin, sokakların keyfini çıkarın…

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993’ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı “Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı”, ikinci ve üçüncü baskıları “Yargılı İnfazlar” adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın