Okurken/Kitap Yazıları

‘Yarimin bir resmi var bende; hep güler, hiç konuşmaz’

cumartesi

Memleketin başkentinde, TBMM’nin çok yakınında oturan bir yurttaş olarak ben de o “kâbus” dolu gecenin tanıklarındanım. Sıradan, sıcak bir geceydi. Televizyonda sinema kanallarından birinde Javier Bardem’i görünce durdum, John Malkovich’in yönettiği “Çatıdaki Dansçı” adıyla gösterilen ve bir Latin Amerika ülkesinde geçen filmi izlemeye başladım. Tepemizde -bunca yıllık gazeteciliğime rağmen bir türlü gerçekten ilgilenip adlarını bile doğru dürüst öğrenemediğim, daha sonra TV’lerden duyduğum- F-16’lar, Kobra’lar, Skorsky’ler uçmaya başlayınca hemen haber kanallarına geçtim. Arka arkaya bombalar atılırken panik içinde telefona sarıldım ve sevdiklerimin sesine sığındım. Sonraki saatlerde yaşadığım dehşetin altını fazlasıyla çizmek o gecede öldürülenlerin anısına saygısızlık olur. Ben de bu ülkenin milyonlarca yurttaşı gibi  dehşet ve kâbus içinde bir gece geçirdim. Şu farkla ki; helikopter, uçak, bomba ve silah sesleri çok yakından geliyordu…

O kâbus gecesinden sonra TBMM’deki tahribatı, bombalama izlerini görünce dehşetim daha da büyüdü. Ve darbecilere öfkem, lanetlemem. Akla ziyan, yüreğe kâbus, insanlığa ibretlik o 15 Temmuz gecesi yaşananlar kişisel tarihimizin “darbeli anılar” sayfasında yerini aldı. Toplumca kolektif bir depresyon içinde olup bitenleri anlamaya çalışırken; “önceki” darbe günlerini anımsadık yeniden. Korkuyla, kaygıyla, dehşetle, acıyla. Biz darbeleri idamlardan biliriz, hapishanelerden, işkencelerden ve sonra kayıplardan. Bakınız, 549 sayfalık kayıplar/kaybedilenler kitabı “Gözaltında Kayıplar/ Cumartesi Anneleri-Cumartesi İnsanları”na.

AFSAD Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Atölyesi ve İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından  hazırlanan ve Çankaya Belediyesi tarafından basılan bu kitap yakın tarihin karanlık sayfalarını mercek altına alan bir belgesel fotoğraf çalışması. Alpaslan Koçak, Aygün Doğan, Filiz Tanya, Gökhan Eren Kamer, Hasan Aytekin, Herdem Doğrul, Kadir Celep, Kemal Çankaya, Lale Bektaş, Mazlum Örmek, Murat Kıcır, Mustafa Eser, Mustafa Özol, Özlem Eser, Sinem Asya Esengen ve Zeynep Yıldız ellerine fotoğraf makinelerini alıp annelerin, babaların, evlatların göğsündeki o kayıp fotoğraflarının hikâyesinin peşine düşmüş. AFSAD eğitmeni Mehmet Özer projeyi anlatırken “İstiyoruz ki fotoğraflarımız kayıpların bulunması için bir ses olsun. Gün ortasında ellerinde mumlarla insan arayanlar çoğalsın” diyor. Çoğalsın ki, elinde bir fotoğraftan başka bir şey kalmayanların o Karadeniz türküsündeki “Yarimin bir resmi var bende/ Hep güler, hiç konuşmaz” sessiz çığlığı sağır kulaklara ulaşsın. Çoğalsın ki, İlkay Akkaya’nın şarkısındaki “Bulutlar geçer/ yavrum içinde misin?/ Ah bulutlar nereye gider?/ Yürürüm acı yürür/ Geçerler üzerinden/ Ayak altında şimdi ümitler” ağıdı duyulsun…

Plaza de Mayo’dan Cumartesi Anneleri’ne

Kitabın sayfalarını çevirirken, bir kez daha görüyoruz ki bütün darbeciler, diktatörler aynı dilden konuşuyor. Hitler’in talimatıyla 7 Aralık 1941 tarihinde yayımlanan “Gece ve Sis Kararnamesi” ile başlamış zorla kaybetmeler. Sonra “kaybedilenler kıtası” Latin Amerika ülkelerinde ve dünyada diktatörlerin, darbecilerin olduğu tüm coğrafyalarda sürmüş. Gece ve Sis Kararnemesi adı kurbanların gecenin karanlığında kaybolacağı ve bir daha asla ortaya çıkmayacağını vurgulamak için seçilmiş.

Zalimler aynı zulüm yöntemlerini taklit ederken, mağdurlar/mazlumlar da birbirinden esinlenmiş. Arjantin’de 1977 yılında her türlü toplantı ve gösteri yasaklanmasına karşın Plaza de Mayo Meydanı’nda toplanan beyaz başörtülü anneler her perşembe toplanıp evlatlarının akıbetini sormuşlar. Diktatörler “Perşembenin delileri” demişler onlara.  Sonra bu “deli” kadınların sesi çok uzak topraklarda Galatasaray’da Cumartesi Anneleri’nin sesiyle buluşmuş. İşte bu kitapta 1980 öncesi, 12 Eylül darbe karanlığında ve sonrasında kaybedilenlerin sesi, sözü ve geride kalanların yası, isyanı, çığlığı, umudu var.

Kestiği tırnakları atmayan Berfo Ana

Anneler umut etmekten vazgeçmez. Kitapta her kar yağdığında “Yine kış geldi, oğlumu, Cemil’imi nasıl bulacağız; onu görmeden ölmeyeceğim” diyen Berfo Ana’nın sesi var. Ah Berfo Ana! Saçını ve tırnaklarını kestiği zaman atmayan, çocuklarına, siyasi parti yetkililerine verip “Ola ki ben olmazsam bunlar Cemil bulunduğunda işe yarayacak” diyen Berfo Ana. Oğlu gelir diye kapıyı hep açık tutan Berfo Ana. 12 Eylül mahkemesinde Kenan Evren’e “Ver benim oğlumu, ne ettin benim oğluma” diye bağıran Berfo Ana…

12 Eylül 1980 darbesinden bir gün sonra gözaltına alınan Cemil Kırbayır, o gün bugündür sadece bir fotoğraf. 20 Kasım 1980 günü arabasını tamir ettirmek için evden çıkan ve bir daha dönmeyen Yabancı Diller Yüksekokulu öğrencisi Hayrettin Eren gibi. Siz hiç bir kemik, bir mezar, bir mezar taşı için yalvaran, dua eden annelerin sesini duydunuz mu? Elmas Eren’in 2011’de Başbakan Tayyip Erdoğan’la yapılan görüşmedeki “Senden oğlumun mezarını istiyorum. Tek bir kemiğine bile razıyım” çığlığı gibi. Ya da, 1993’te gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif’in “Ölüm varsa bir mezar da olması lazım” isyanını? Sonra, mezarı kayıp olanları duydunuz mu? 1981’de idam edilen Veysel Güney’in mezarı kayıp. Annesi Zeynep Güney -ölümünden kısa bir süre önce- “Resmini gözüme çizdim/adını dilime yazdım/ mezarını kalbime kazdım” diye feryat figan etmiş Galatasaray’dan…

‘Anneler de yetim sayılır’

Cumartesi Anneleri’nin, Cumartesi İnsanları’nın ellerinde taşıdıkları her fotoğrafın öyküsü bir başka yarayı kanatıyor. Hüseyin Morsümbül, Mahmut Kaya, Maksut Tepeli, Nurettin Yedigöl, Nurettin Öztürk, Süleyman Cihan, Zeki Altunbaş, Rıdvan Karakoç, Abdurrahman Demir, Abdülkerim Yurtseven, Abdullah Canan, Abdurrahman Coşkun, Ahmet Kaya, Ali Tekdağ, Cüneyt Aydınlar, Düzgün Tekin, Fehmi Tosun, Ferhat Tepe, Halil Alpsoy, Murat Yıldız, Hasan Gülünay, Hasan Ocak, Hüsamettin Yaman, Hüseyin Taşkaya, Hüseyin Toraman, İbrahim Demir, Agit Akipa, İsmail Bahçeci, İsmail Şahin, Kasım Alpsoy, Kenan Bilgin, Mehmet Ertak, Nihat Aydoğan, Ömer Güven, Ramazan Kaya, Recep İkincisoy, Rıdvan Karakoç, Selim Örhan, Cezayir Örhan, Seyhan Doğan, Talat Türkoğlu, Tolga Baykal Ceylan, Yahya Yakut …

Sonra gözaltında kaybedilen kadınlar var. Zozan Eren, Hatun Işık, Yeter Işık, Elif Işık, Gülizar Serin, Ayten Öztürk, Fahriye Mordeniz, Ayşenur Şimşek, Lütfiye Kaçar, Neslihan Uslu, Hatice Şimşek, Hamide Şarlı, Rıdda Yavuz, Makbule Öktem, Konca Kuriş. Ahmet Telli’nin “Yitik Kadınlar Atlası” şiiriyle “Anneler de yetim sayılır/ yitik kızlarının ardından” diye acılarını şiirin diline çevirdiği…

‘Ölü çocuklar ve kemikler!’

Ne acı bir liste, bitmedi durun! Daha çocuklar var. 90’lı yıllarda öldürülüp kuyulara atılan. Kitabın sayfalarında okuyoruz, “12 yaşındaki Davut Altunkaynak’ın, 13 yaşındaki Seyhan Doğan’ın, 14 yaşındaki Nedim Akyön’ün Dargeçit Jandarma Taburu’nda işkenceyle öldürülüp kuyulara atıldığı savcılık fezlekesine yazılmış.” Yıldırım Türker, “Ölü Çocuklar ve Kemikler” başlıklı yazıda nasıl da sarsıyor vicdanları, yürekleri:

“Kapınızın önüne düştüğü için görmezden gelemediğiniz ölü çocuklar, on yıllardır ‘bir karışını vermem’ diye diye dev bir kimsesizler mezarlığına çevrilmesine göz yumduğunuz memleketin her karışından fışkıran ergen ölülerinin peşinden gittiler. Berkin, Uğur’la buluştu geçen gün. Ceylan’la buluştu. Daha yüzlercesiyle, binlercesiyle buluştu. Çoban Abdurrahman’la buluştu. Abdurrahman Coşkun’un kemikleri iki gün önce defnedildi.”

Büyümeyen ölü çocuklar, yaşlanmayan delikanlılar ve geride kalanların kalplerinin üzerindeki fotoğraflarda hep genç kalacak kadınlar var bu kitapta. 549 sayfalık  matem, çığlık, isyan..


www.kültürservisi.com’da yayımlandı.

http://kulturservisi.com/p/yarimin-bir-resmi-var-bende-hep-guler-hic-konusmaz

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladım. 1993’ten bu yana Cumhuriyet Ankara bürosunda çalışıyorum. İlk baskısı “Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı”, ikinci ve üçüncü baskıları “Yargılı İnfazlar” adıyla yayımlanan bir kitabım var. İkinci kitabım, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın