Gezi Notları

Anıların “başkentinde” geçmiş zamana yolculuk/ Bir Kemeraltı nostaljisi

Bir eskici, bir kitapçı, bir anılar yoldaşı yazar

Bakmayın öyle “yaş almak” falan diye kibarlaştırmalara, bir gün gelir “yaşlanırsınız”! Başkalarının “tarih” diye okudukları, sizin hatıralarınız olur. Yaşlandığınızı oradan bilirsiniz. Büyüdüğünüz Hatay caddesinde bir zamanlar size pek gösterişli gelen apartmanlar köhneleşmeye, yaşlanmaya başlamıştır; kentsel dönüşüm sırası beklerler. Fuar gazinolarında kadınlar matinesinde -daha ucuzdur çünkü- Zeki Müren, Emel Sayın’lı anıları olanların sayısı azalmaya başlamıştır. Kemeraltı’nda bir zamanlar uğrak yeriniz olan kitapçıların adını bugün pek kimse bilmez. Ya da Pier’in Balık Hali olduğu günleri anımsayanlar kalmamıştır. Dostunuz Ümit Otan’ın evinizin duvarındaki Balık Hali fotoğrafı o günlerden bildirir! Kentin tarihi; sizin gençliğinizdir, hatıralarınızdır…

O hatıralar bazen bir antikacı dükkanında bir eski fotoğraf olarak karşınıza çıkar, bazen Kemeraltı Çarşısı’nda bir eskici dükkanında bir Uludağ Gazozu şisesi olarak. Üçyol’da denize inen yokuş sokaklarda düşe kalka leblebi tozu ile gazoz içtiğiniz günlere dalıp giderken, bir başka rafta karşınıza çıkıveren Tekel’in “Tabii Kanyak” şişesi üniversite yıllarına uçuruverir sizi. Henüz TEKEL’in özelleştirilmediği, soğuk kış geceleri arkadaş evlerinde ders çalışıp “Tabii Kanyak” içilen günlerin anısı giderek berraklaşan bir görüntü olarak belirir gözünüzün önünde. Sonra, kristal şekerlikler ve likör takımları arasından bayram günlerinin sevinci çıkıverir. Orta halli memur evlerinde bayramlarda misafirlere çikolata ile Tekel’in ürettiği o güzelim likörlerden ikram edilen günlerin anıları sökün eder. Çocukların da likörlerin tadına şöyle bir bakmasına göz yumulan. Bayramdan bayrama “vitrin”den indirilen o likör takımındaki minik, şık kadehlerden içilen ve aslında yasak olanı denemenin hazzıyla daha da çoğalmış gibi gelen o nane likörünün tadı unutulur mu?

O eski çocukluk, gençlik zamanlarının tadlarından sözederken, Proust’u anmadan olmaz. Proust, bir kurabiye peşinde yitik zamanın peşine düşerken, bellek ve anımsama üzerine düşündürür. Proust’un kurabiyesi bellek yolculuğunun sembolü haline gelmiştir. Proust’un kurabiyesi varsa, İzmir’in de boyozu var. Sabah işe giderken, Pasaport’ta bir kahvede boyoz yiyip, çay içme keyfi anılarda ne çok yer tutar! AVM’lerin henüz ortaya çıkmadığı yıllarda Kemeraltı sokaklarında dolanıp, bir pasajın girişindeki o minnacık yerde -acaba adı ‘Atom’ muydu?- menemen yemek ne büyük bir ziyafettir. Bir daha hiç o kadar lezzetli menemen yemediğinize inanırsınız! Sonra, Özsüt’ün -henüz zincir falan olmadığı günlerde- o minicik dükkanında kazandibi yiyip, arkasından Hisarönü’nde çiçekcilerin yanında alçak taburelere oturup çay içmek pek kıymetli bir Kemeraltı ritüelidir. O zamanlar Hisarönü bugünkü gibi lokantalar, çay ocakları, kahveci dükkanlarıyla dolu değildi. Turşçular, çiçekçiler, boncukçular arasında pek sevimli, mütevazi bir buluşma noktasıydı…

Kemeraltı kitapçılarının anısı

Kemeraltı deyince üniversite yıllarımızın uğrak yerlerinden İleri Kitabevi, Sergi Kitabevi ve Şan Pasajı’nda Aydın Kitabevi’ni anmadan geçilmez. Çaylak bir gazeteci olarak Aydın Abi’nin kitabevinde Tomris Uyar, Turgut Uyar, Ahmet Erhan gibi birçok değerli edebiyatçı ile tanışma mutluluğuna erişmiştim. O zamanlar yazarlarla, şairlerle karşılaşmak, tanışmak o kadar kolay değildi, imza günleri o kadar yaygın değildi. O kitapçı ne büyülü bir mekandı benim için. Ahmet Erhan’a Alacakaranlıktaki Ülke kitabını o yıllarda imzalatmıştım. 12 Eylül darbesi sonrası o karanlık günlerde “Bugün de ölmedim anne” dizesiyle yüreklerimizi yakan şairden -şımarıklık yapıp- kitabın ilk sayfasına değil de “Milattan Önceki Şiirler”in bulunduğu sayfaya imza atmasını rica etmiştim. Dönemin jargonuyla “Türey Arkadaş’a” diye başlayan o imza, o sayfada duruyor, altında bir tarih: “15 Mayıs 1982”.

Yıllar sonra Ercan Kesal’ın Cin Aynası’nda Aydın Kitabevi’ne rastlayınca çok sevindim. İnsan bazen bir kitapta kendi gençliğine rastlar, tam öyle oldu:

Yıl 1982, İzmir. Tıbbiye’de öğrenciyim. Hafta sonu oldu mu istikamet Şan Pasajı, Aydın Kitabevi. Geçen hafta okumaya başlayıp, çaktırmadan sayfanın ucunu büküp bıraktığım kitap yerinde duruyor. Rafların dibine, küçük bir tabureye çökerim. Aydın Abi, nazik adam , mutlaka çay ısmarlar. Bildiğin, kütüphane muamelesi yapıyorum kitapçıya, Yorulup eve dönme vakti geldiğinde , ‘Şimdi kitap almadan gitmek de ayıp olur’ düşüncesiyle alınan ucuzundan bir şiir kitabı. Aydın Abi, bir kitap da kendisi koyar torbaya, halden anlar sağ olsun.”

Bir anılar yoldaşı yazardan nasıl da bildik, tanıdık, kardeş hik^ayeler. Hatta sonra sevgili Ercan Kesal’la yazışmıştık, bana Aydın Abi’den haberler vermişti. Bir imza gününde ”Ben Atina’dan biraz önce geldim. Oğlum sana bir süprizim var diyerek buraya getirdi. Adım Aydın Öztürk!” diye karşısına çıkıveren Aydın Abi’nin onu nasıl sevindirdiğini anlatmıştı. Hayat, ne güzel sürprizler çıkarır bazen insanın karşısına…

Bir İzmir tutkunu olan Ercan Kesal, Zamanın İzinde kitabında da kentle ilk karşılaşmasını- bir sinemacı gözünden- bakın nasıl anlatıyor:

Benim başkentim İzmir’dir. 1976 yılında , 16 yaşında, sabahın çok erken bir saatinde Basmane Bulvarı’nda indim troleybüsten. Bulvarın ucunda deniz vardı. Çok güzel, ılık ve kokulu bir rüzgar esiyordu yüzüme. Kemeraltı, Saat Kulesi, Karşıyaka vapuru, boyozcular, karadut şerbeti…O dakikada aşık oldum İzmir’e ve hiç bitmedi bu aşkım. İlk gençliğim, ilk sevdam, ilk ayrılığım…Tüm ilklerimin şehridir İzmir.”

Anıların başkenti İzmir

Bir eskici dükkanı, bir kitap, bir gazoz şisesi sizi alır çocukluğunuza, gençliğinize götürür. “Tarihi” Kemeraltı Çarşısı’nın 7 bin yıllık kadim tarihinin son 50 yılı benim kişisel tarihimde de var. İzmirliliğim bir memur çocuğu olarak ortaokula başladığım yıl başladı. Dokuz Eylül Ortakolu, Eşrefpaşa Lisesi, Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu eğitim duraklarında sürdü. Arkasından Cumhuriyet Gazetesi İzmir bürosunda başladığım mesleği, 1994-2016 yılları arasında Ankara’da sürdürdüm. Sonra, yine İzmir’e döndüm. Nüfus kağıdında “İzmir” yazmasa da, kendimi İzmirli sayanlardanım. Tıpkı, Ercan Kesal gibi. O da “Avanosluyum doğru, ama benim anayurdum İzmir’dir” diyor.

İzmir, benim de anılarımın başkenti. Kentime 22 yıl sonra yeniden döndüğümde en büyük keyiflerimden biri Kemeraltı sokaklarında dolanmak, kaybolmak. Elbette gençliğinizi, geride bıraktığınız kenti bir daha bulamazsınız. Kent, yerinde durmaz, sizi beklemez. Nostalji bir yaşlı hastalığıdır, diyenler olabilir. Belki öyledir. İnsan hep gençliğini özler, arar; ama sonra “bugün”e döner! Kemeraltı sokaklarında dolaşırken bazen bulamadıklarınız için hüzünlenirsiniz, bazen hayal kırıklığınıza uğrarsınız. Bazen de Abacıoğlu Hanı’nda daha önceden bilmediğiniz yeni bir mekan karşılar sizi, pek seversiniz. Ya da kaybolduğunuz bir sokakta bir balıkçı kadın heykeli görmek yüzünüzü gülümsetir. Kordon boyunda çimenler üzerinde gitar çalan gençler içinizi ısıtır, sonra yerlerdeki “çiğdem” çöplüğünü görünce üzülürsünüz ama…

Uzun bir aradan sonra kentine dönmek gelgitler yaşatır. Hayal kırıklıkları, sevinçler, heyecanlar, coşkular arka arkaya gelir. Kemeraltı gibi çok etkileyici bir mek^anın neden gece -de- yaşamadığına üzülürsünüz. Sonra, Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’nda İzmirli kadınların çevre dostu, özgüvenli, rahat tavırları nasıl da hoşunuza gider? Hele Melih Gökçek belediyeciliği döneminde kasabaya dönüştürülen Ankara’dan gelen biri için ne inanılmaz, ne heyecan vericidir bu kadınların görüntüleri! İzmir “yaşam biçimi” açısından insanın kendini daha özgür, daha iyi, daha güvende hissettiği kıymetli bir adacık. Ankara’da uzun yıllar yaşamış biri olarak; bunu metroda, tramvayda, sokakta her gün hissettiğimi söylemeden geçemem.

Uzun bir aradan sonra kentime dönünce en çok dikkatimi çekenlerden biri de “İzmirlilik” aidiyeti, gururu oldu. İzmirliler yerel yöneticiler için eleştiri haklarını sonuna kadar kullanıyorlar ama “İzmirli” olmaktan pek gururlu olduklarını da hiç saklamıyorlar. Neredeyse bir tür “İzmir milliyetçiliği” var! Ah güzel İzmirliler, tamam kentinizi sevin, gurur duyun! Ama n’olur çiğdemleri yere atmayın! Daha temiz, daha çevre dostu, daha güzel bir kentte yaşamak için siz de üzerinize düşeni yapın, Unutmayın yurttaş olmak, kent bilincine sahip olmak, kentine sahip çıkmak da “İzmirliliğe” dahil!

___________________

KNK (Konak Belediyesi) Dergisi Sonbahar 2018 sayısında yayımlandı.

Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu mezunu. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi İzmir bürosunda çalışmaya başladı. 1993-2016 yılları arasında Cumhuriyet Ankara bürosunda çalıştı. Serbest gazetecilik yapıyor. Birgün Gazetesi ile BBC Türkçe, www.kültürservisi.com ve www.haberter.com internet sitelerinde yazıları yayımlanıyor. İlk baskısı "Ölüme Oy Vermek-İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı", ikinci ve üçüncü baskıları "Yargılı İnfazlar" adıyla yayımlanan bir kitabı var. İkinci kitabı, Edebiyat Parçalayan Nutuklar İmge Kitabevi yayınlarından çıktı.

Yorum Bırakın